Sesi düş değildi; düşten uyanmak gibiydi. Hani tuğlaların arasından zayıf bir papatya boynunu uzatır, hiç beklenmedik bir anda, hiç beklenmedik bir yerde boy gösterir ya; öyle işte.
-Onlar, dedi nihayet, zihinlerinde hep aynı hikayeyle yaşarlar. Ne zaman ardışık bir kaç olay yaşansa gözlerinin önünde, başka bir yol bilmediklerinden olsa gerek, aralarındaki ilişkiyi de hep bu tek hikayeye bağlarlar. Onlar yalnız hikaye bilirler; bu yüzden de sayısız varlıklar arasında tek, yalnız bir varlık olarak yaşayıp giderler. Kalabalık dedikleri şeyin yalnızlık, yalnızlık dediklerininse kalabalık olduğunu hiç fark etmezler. İşte, bu yüzden, kelimelerin ne kadar tehlikeli olduğunu da bilmezler. Kelimelerin içinde yalnızca, yalnız kelimeler görürler.
-Sen de o kelimelere sahip olabilmek uğruna hikayeyi feda edenlerden mi olmak istiyorsun, diye sordu.
O an anladım, bir kez daha; neyi anladığımı anlamak aylarımı alacak olsa da.
-Hayır, dedim inançla, senin gibi kaybolmayı göze alıyorum; eğer sonunda kendime varabilmek varsa.