Eskiden bana öyle gelirdi ki, düşünce ve bilimle kıyaslandığında sanat pek ciddiye alınacak bir şey değildir. Kafamdan şöyle geçirirdim örneğin: Madem ki insan ruh ve maddeden tartışmalı bir karışım oluşturuyor, madem ki ruh ezeli ve ebedi bilginin kapısını insanın önünde aralıyor, madde ise onu aşağılara çekip ölümlü olana bağımlı kılıyor, o zaman insanın görevi duygulardan el çekip ruhsal’a yönelmek ve böylece yaşamını yüceltip ona bir anlam kazandırmaktır.
Bugüne kadar sanatı bir alışkanlığa uyarak baştacı eder gibi davranıyorsam da, gerçekte büyüklük taslayıp ona yukardan bakıyordum. Oysa ancak şimdi görüyorum ki, bilgi denen şeye götüren pek çok yol vardır, düşünsel olanı da tek yol değil bunun için, hatta yolların en iyisi bile sayılmaz.