Beni mutlu eden şeyler aynı zamanda hasta ediyor. Beni mutsuz eden şeyler ise bir bakıma hayata tutunmamı sağlıyor? Bu durumda gerçekte seçilebilecek iki seçeneğin mevcut olduğundan bahsedilebilir mi? Bir tarafta kısa vadede huzur sağlayan, arayışlarla dolu olsa bile her an kaybolmaya meyilli karamsar düşüncelerle dolu günlük hayatla bağlantısız mutlu fakat öldürücü bir dünya; diğer tarafta hareketli bir dünyanın içerisinde nerede olduğunu bilmeden, akışın ve toplumsal kabullerin içerisinde yaşamanın getirmiş olduğu işlevsel fakat mutsuzluk limanı.
Depresif ruhlu olmak bu sebeple benim için konfor alanından çıkmamak için bahaneler üretilen bir alan değil. Hayata tutunmak için kendimden kaçmanın çözüm olduğunu düşünmenin bedeli. Peki hem hayata tutunup hem de mutlu olmak mümkün değil mi? Her şey bu kadar keskin hatlarla mı belirlenmiştir? Boşluğu, etrafında kelebekler uçuşan yemyeşil bir cennet bahçesi sanmayı ne çok isterdim. Verilen nimetlerin değerini bilemeyişimin olası cezasından her an ürkerken.
Bir şifa mı? Bu karamsarlıkla elimden tek gelen şey, hasta olmaktan korkmaktan korkmamanın yollarını aramak olmalı. Aksi halde bu mutsuzluk artık beni hayatta tutmayı sağlayamayacak ve yaşanmamış bir hayatın bedelini hakkıyla aranılmamış Tanrının olası azabı daha da korkutacak. Peki ya yokluk. Beni ferahlatması gereken bu düşünce neden azabıma eşlik eden bir diğer korkutucu seçenek oluyor. Bir daha olmayacak olmak ile cehennem arasında hangisinin daha tercih edilebilir olduğunu düşündüğümde insanların bu dünyaya nasıl çocuk getirdiklerini düşünmeden edemiyorum. Neden bu kadar materyalist oldum. Neden hiçbir şey beni teselli etmiyor ve neden teselli etmeyen şeyleri artık araştırmıyorum? Kaybolmanın ortasında, hayatın hep bir sonraki hedefi hayat gayesiymiş gibi önümüze