O halde beni (ibadet ve itaatle) hatırlayın ki ben de sizi (sevap ve mağfiretle) anayım; bana şükredin (ibadetsizlik ve itaatsizlikle) bana nankörlük yapmayın.
İnsanlardan bir kısmı sahip olduğu dünyalıklarla sevinmekte, övünmekte, diğer bir kısmı da maddî/teknolojik ürünleri icat edenleri veya kendisinde güç görüp kahramanlaştırdığı şahsiyetleri övmekte ve onları şükranla anmakta iken; buna karşılık kendisini yaratan ve sayısız nimetler lütfeden Allah'ın yüceliğini ve O'na şükrünü, kulluk borcunu unutmaktadırlar ki bu da tam anlamıyla nankörlüktür. Allah'a ibadet ve itaatle şükrü yerine getirmek nimeti artırır, basireti açar, berekete vesile olur. Emirlerine muhalefet etmek/karşı çıkmak ve itaatsizlik ise küfür ve nankörlük olup azabı artırır.
Hıristiyanlar, Allah Resûlü'ne: "Biz vaftiz yapılarak Hıristiyanlık ile boyanıyoruz, sizin renginiz nedir?"diyorlardı.
138. (De ki: "Biz) Allah'ın (İslâm) boyasıyla (boyanmışızdır).* Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kim olabilir ki? Biz ancak O'na kulluk edenleriz."
* Allah'ın boyasıyla yani İslâm ile boyanmak demek; şirk, küfür, nifak, büyüklenme ve benzeri pisliklerden arınmak; hayat tarzını, Kur'an'a/İslâm'a göre düzenlemek ve onu öze/temele yerleştirmektir.
Bir de (yahudiler, müslümanlara): "Yahudi olun." (Hıristiyanlar ise:) "Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız." dediler.(Onlara) de ki: "Hayır, biz (küfür ve şirkten uzak kalıp) 'bir tek Allah'a yönelen' İbrahim'in (Hanîf) dinine uyarız. O, (Allah'a) ortak koşanlardan değildi."
Bu âyet-i kerîmede ve 120. âyette geçtiği üzere müslümanlar, yahudi ve hıristiyanların bütün yaşayış şekillerine uysa ve uyum sağlasa bile, yine de dinlerine girmedikçe, onlar tarafından beğenilmeyecek ve kendilerinden sayılmayacaklardır. Bu âyetler tüm müslümanlara bir uyarıdır.
Hani (o vakit) İbrahim demişti ki: "Yâ Rabbi! Burasını emniyetli bir şehir yap, halkından Allah'a ve âhiret gününe iman edenleri, (çeşitli) mahsullerle rızıklandır." (Cenâb-ı Hak) buyurdu ki: "Kâfir olanı dahi (yaşadığı müddetçe) biraz faydalandırır, sonra onu (nankörlüğü sebebiyle) cehennem azabına uğratırım. Varacağı yer de ne kötüdür!"
Allah, Rahmân sıfatıyla dünyada hem mü'mine hem de kâfire merhamet eder, nimet verir ki bu da imtihanın bir parçasıdır. Verdiği servet ve iktidar, eğer kulluğa vesile olmuşsa o verdiği lütfundan olup kişiye dünya ve âhiret saadetini kazandırır. Küfre ve azgınlığa sebep olmuşsa o da ebedî hayatını mahveder.