Al-i İmran 173:Onlar (Allah ve Resûlü'ne bağlanmış öyle kimselerdi) ki halk kendilerine: "(Düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu topladılar, o halde onlardan korkun." deyince, bu (söz) onların imanlarını artırdı da: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler (ve sefere çıktılar).
Bense korkuyordum. Yine bu dünyada tek ben varmışım gibi hissettim. Ama bu seferki daha kötüydü, daha korkunçtu çünkü etrafımda birileri ve hareketli yaşamlar vardı. İnsanın diğerlerinin yanında yalnız hissedebildiği doğruydu ama bunun ne kadar kalp kırıcı ya da ne kadar yıpratıcı olduğundan kimse yeterince söz etmezdi.
Al-i İmran 164: Hakikaten Allah, mü'minlere büyük bir lütufta bulundu da kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyan, onları (fena huy ve günahlardan) temizleyen ve onlara Kitab'ı, hikmeti* öğreten bir Resûl gönderdi. Halbuki onlar, bundan önce hiç şüphesiz açık bir sapıklık içinde idiler.
* Âyet-i kerîmedeki "hikmet", Allahu Teâlâ'nın Resûlü'ne indirdiği Kur'an'ın hükümlerini, gizli ve ince mânalarını anlama, onu yaşama, onunla hükmetme ve onu uygulama ilmidir; bunu da Resûlullah (sas.), sünnetiyle ortaya koymuştur. Kendisi de, "Şüphesiz bana bir Kitab ve onunla birlikte bir benzeri (açıklama ve uygulama ilmi) verilmiştir." buyurmuştur. Buhârîde de Resûlullah (sas.), "Bütün ümmetim cennete girecek, ancak sünneti hesaba katmayanlar giremeyecekler." buyurmuştur. Yüce Allah da Kur'an'da ona itaati emretmiştir. Bir de İmran b. Husayn, "Kur'an'dan başkasından bahsetmeyin." diyen adamı; "Namaz, zekât vb. hükümleri nereden öğrendin?" diyerek meclisten kovmuştur.
Al-i İmran 154: Sonra (Uhud gazvesinden kesin zafer elde edememe) kederin(in) arkasından Allah üzerinize öyle bir güven ve (bunun yol açtığı bir) uyku hali getirdi ki o hal içinizden bir kısmını sarıyordu. (Münafık olan) diğer bir kısmı da canlarının derdine düşmüş, Allah'a karşı, cahiliye devrindeki gibi haksız bir zanda/düşüncede bulunarak: "Bu işten bize ne?" diyordu. (Ey Resûlüm!) "Bütün iş (yetki ve karar) Allah'ındır." de. Onlar, senin huzurunda açığa vuramadıklarını içlerinde gizliyorlar ve: "Bu işte bizim bir payımız olsa (sözümüz tutulsa veya Muhammed'in vaadi yerine gelse) idi, biz burada öldürülmezdik." diyorlar. (Resûlüm! Yine) de ki: "Evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, devril(ip öl)ecekleri yerlere mutlaka çıkıp gideceklerdi. Bu, Allah'ın gönlünüzdeki (ihlas ve fitne gibi) şeyleri yoklaması ve kalplerinizdeki (vesveseleri) temizlemesi içindir. Allah, sînelerdekini hakkıyla bilicidir."