şifacı elf

Al-i İmran 119: İşte siz (mü'min)ler öyle kimselersiniz ki onlar (Allah'a ve İslâm'a karşı cephe alanlar), sizleri sevmedikleri halde siz onları (n peygamberlerini tasdik edip) sever ve bütün kitaplara* inanırsınız. * Âyet-i kerîmedeki "Kitab" Kur'an anlamına geldiği gibi, bütün ilâhî kitaplar mânasına da gelmektedir. Allah'a iman edenler, O'nun bütün kitaplarına, Kur'an'ın tamamına inanır ve onu hayatlarına hâkim kılarlar. Münafıklar ise işlerine geldiği şekilde inanırlar veya inanır gözükürler. Ehl-i Kitab, sadece kendi kitaplarına inanır, kâfirler ise hiçbir kitaba inanmazlar. Onlar ise (ancak) size rastladıkları zaman "iman ettik" derler. Kendi başlarına kaldıklarında, size karşı öfke (ve kin)lerinden parmaklarının uçlarını ısırırlar. Yukarıdaki iki âyetten anlaşıldığı üzere, münafıkların gayesi ve planı; müslümanların yanında onlardan menfaat elde etmek ve onların sırtından geçinmek için müslüman gözükmek, diğer taraftan onları dinlerini yaşamak istemelerinden dolayı sıkıntıya sokmak veya sıkıntılarına, imkânlarına rağmen seyirci kalmaktır.¹ (Resûlüm!) De ki: "Öfkenizden ölün (geberin)!" Şüphesiz Allah gönüllerdekini hakkıyla bilendir.
Reklam
Böylece başka bir yol bulundu: Kaçmak. Ancak nereye? Insanların dünyasıydı bu, nereye gidersek gidelim, isimleri ve yüzleri farklı olsa da kalpleri ve zihinleri aynı olan onlarla karşılaşacaktık. Başka bir şey olmalıydı, başka bir yer. Güvenli bir yer. Saklanabilmek için değil, var olabilmek için değil, yaşayabilmek için.
Sayfa 127·Kitabı okuyor
Al-i İmran 66: Haydi siz, hakkında (az) bir bilginiz olan şeyde tartıştınız (diyelim, peki) niçin hiçbir bilginiz olmayan hususta tartışıyorsunuz? Halbuki (her şeyi) Allah bilir, siz bilemezsiniz.
Al-i İmran 14: Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılıp biriktirilmiş altın ve gümüşten ve (otlağa) salınmış (özel besili) atlardan; (deve, sığır, koyun, keçi gibi) hayvanlardan ve ekinlerden yana nefsin istekleri, insanlara süslü (cazip) gösterildi. Bunlar (imtihan için verilen) dünya hayatının (geçici birer) nimetidir. Varılacak yerin en güzeli ise Allah'ın katındadır. İnsanlar, Allah'ın verdiği nimetlerden faydalanmalı, helalinden servet edinmeli, fakat onların kulu, kölesi olmamalıdır.
Bakara 286: Allah kimseye (ibadet ve itaatte) gücünün yettiğinin dışında (üstünde) teklifte bulunmaz (herkesin) kazandığı (iyilik) kendi yararına;* yaptığı (kötülükler) de kendi zararınadır. "Ey Rabbimiz! Unutur veya (kasıtsız) hata edersek, bizi (ondan) sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bizden önceki (itaatsiz ümmet)lere yüklediğin gibi, bize (zor/helak edici) bir yük yükleme! Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri de bize taşıtma! Bizi affet, bizi bağışla, bizi esirge! Sen Mevlâmızsın; küfre sapan, seni tanımayanlara karşı bize yardım et/zafer ihsan eyle."** * İyilikleri düşünmenin bile bir ecri vardır. ** "Âmene'r-Resûlü" diye bilinen bu iki âyetin, Peygamber Efendimiz'e Miraç gecesinde vasıtasız olarak vahyolunduğu rivayet edilmektedir. Bu iki âyet hadislerde övülmüş, her zaman ve özellikle yatmadan önce okunması tavsiye edilmiştir. "Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti geceleyin okuyan kimseye (o gece için) bunlar yeter."." Bu iki âyet, ilâhî emirler karşısında mutlak itaate yönelen mü'minlerin inançlarındaki sadâkati, mü'minlerin vasıflarını, konumlarını ve Allah'ın adaletini ifade etmektedir. Ayrıca mü'minlere Rablerinin celâline uygun nasıl dua edeceklerini de öğretmektedir. Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin her birinin ayrı ayrı; "Akıllı bir adam görmedim ki Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti okumadan uyusun." dedikleri nakledilir.
Reklam