(Fes) Pek muhtemel olarak Dalmaçya'dan İtalya'ya, oradan Fransa'ya, oradan da Kuzey Afrika'ya, geçmişti. Yani İslam uygarlığı ile hiçbir ilgisi olmayan bir başlıktır.
Cumhuriyet döneminde birçok eski kafalılar fes giymenin bir din sorunu olduğunu sanmışlardı. Halbuki bir yüzyıllık bir süre önce fes giymeyi de dine aykırı sayanlar olmuştu.
II. Mahmut'un iradesiyle 1839'da çiçek aşısı uygulamasına başlandı. Aşının şeriatça caiz olduğuna dair de fetva çıkarıldı. 1845'te Tıbbiye basımevinde taşbasması olarak yayımlanan ve çiçek hastalığını, aşının nasıl yapılacağını anlatan kitabın başına bu fetva da konmuştur. 1839'dan itibaren aşı memurları yetiştirilmesine başlandı.
Tıp okulunun açılmasından sonra (1827), II. Mahmut kendi eşitlik anlayışını yansıtan bir kararname de çıkardı; hangi dinden olursa olsun, bütün Osmanlı uyruklu kişilerin tıp okuluna kabul edileceğini ilan etti.
1847'de Osmanlı hükümeti 314 Müslüman, 95 Müslüman olmayan öğrenciyi devlet hesabına bu okulda okutmuştur. Yine aynı kaynağın bildirdiğine göre, o yıl okulda 300 kadar Türk, 40 Rum, 29 Ermeni ve 15 Yahudi öğrenci bulunmaktaydı.
Aslında bu son sözcük (ilim) daha sonra kazandığı anlamla "bilim" demek değildi. İlim, nakil ve akıl yollarıyla, yani kitap ve sünnetten gelen, kıyas ve icma ile yorumlanarak geliştirilen şeriat bilgisi demektir. Bu bilgiye sahip olana "âlim" denirdi. "Ulemâ" terimi de bunun çoğuludur...
II. Mahmut zamanında yeni bilgi ve teknikler için "ilim" yerine "fen" terimi kullanılmaya başlandı.