ışık ölüleri süzülüyor etrafımızda
gogolun çocukluğunda büyüyoruz
gülüşler yetiştiriyoruz bahçemizde
köşe başlarında hırpalanmış mutluluk
gözümüz gökyüzünde
tanrıların çocukları oyunyor
sınırlara çekiliyoruz
kör sağır dilsiz bütün haykırışlar
trenler dolu mallarız
istasyonlar gül kurularıyla dolu
ani infilak eden bedenin terekeleri
bağnaz ağzından salyalar saçılır
renksizliğe bürünmüş beton yığını saray
değen eller taşlaşmış sanki
bakışlar gün karası
artık şarkılar neşeli söylenmiyor
hiçkimse çocuk olamıyor
atlı karıncalar ayrılmış
atlar isyanda, karıncalar firarda
sen çocukluğun kaçak evladı
eğlenmek nedir biliyor musun?...
#şiiradamı