Doğası gereği kendini aşmaya zorlanan, edebiyatın fantastik imgeleriyle beslenen hayal gücümüz, kendimizin en aşağıda bulunduğu bir dizi varlığı sıraya sokuyor, dışımızdaki her şey daha güzel, bizden başka herkes daha mükemmelmiş gibi görünüyor.
Kendi içine hapsolmuş, kendinden yoksun ve önlenemez biçimde uçuruma sürüklenen insanın, ruhunun derinliklerinde boşuna uğraş veren güçlerinin gıcırtılı sesi değil miydi duyulan: “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?”
Tüm varlığımın olmakla olmamak arasında titrediği, geçmişin geleceğin karanlık uçurumunda bir şimşek gibi çaktığı ve etrafımdaki her şey gibi dünyanın benimle birlikte çöktüğü o korkunç anda neden utanayım?
Ah, insan öyle fani ki, yaşadığından gerçekten emin olduğu bu dünyada bile, varlığının tek bir gerçek iz bıraktığı bu dünyada bile, sevdiklerinin ruhunda ve hatıralarında o da sönüp kaybolacak, hem de çok çabuk!