Adem bunu askerdeyken fark ermişti ilk kez. Ne zaman üç ya da daha fazla kişi dar bir alanda uyusalar, er ya da geç soluk alıp verişleri eşzamanlı oluyordu. Belki de bu, Tanrı'nın bize didişip durmaktan vazgeçtiğimiz takdirde eninde sonunda birbirimize uyum sağlayacağımızı anlatma şekliydi.
Ah, o da görmüyor. Ateşte yok olarak parlak ve saydam bir ışık salmak yerine burkulan bir duman ve gittikçe kabaran bir is yayıyor. Saf aleve dönüşmüyor bir türlü. Kalın, kıvamlı bir kül bırakıyor geriye ve bu kızgın külde önce kendisi boğuluyor.
Sonunda Adem de Havva'sı gibi verdiği sözü unuttu.
Lakin oruçlu olduğunu unutup suya kanmak gibi değil, kanatları olmadığını unutup da kendini uçuruma bırakmak gibi bir unutmaktı bu.