Özlem Sıla

Sevdiğiniz biri öldüğünde, onu sadece şimdi veya geçmişte kaybetmezsiniz. Onunla sahip olmanız gereken ve sahip olabileceğiniz geleceği de kaybedersiniz. Birlikte olacağınız tüm yaşamdan mahrum kalırsınız.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kayıp ne kadar ani veya beklenmedik bir şekilde yaşanırsa, yas tutan kişi de o kadar çok yargılama ve düzeltilme cümlesi duyar. Birinin kahvaltıda sağlıklı ve hayattayken öğle yemeğinde ölmüş olmasını normalle bağdaştıramıyoruz. İyi beslenen, egzersiz yapan ve genel anlamıyla iyi bir insanın nasıl otuz dört yaşında kanser olup ölebileceğini anlayamıyoruz.
Dış dünyadan aldığınız dönüt, her şeyin üstüne bir de delirdiğinizi düşünmenize neden olabilir. Başkalarının küçümsemeleri ve basmakalıp sözleri tam da sevildiğinizi bilmeye en çok ihtiyaç duyduğunuz anda, yasınızı tutarken kendinizi terk edilmiş hissetmenize neden olabilir.
Yas seçilmiş birkaç kişi için bir aydınlanma programı değildir. Kimsenin "olması gereken" kişi olmak için yaşamı değiştiren büyük bir kayba ihtiyacı yoktur. Evren bu şekilde nedensel olarak işlemez: Bir şeye dönüşmeniz gerektiği için hayat size bunu gerçekleştirecek korkunç bir deneyim vermez. Tam tersine hayat, konuşmacının söylediklerine, dinleyicinin sözlü/sözsüz olarak verdiği karşılıktan doğan iletişim biçimidir. Olaylar olur, biz de bunları özümser ve bunlara uyum sağlarız. Yaşadıklarımıza yanıt veririz ve bu ne iyi ne de kötüdür. Sadece böyledir. Bizi ileriye götürecek yol iyileştirme değil, bütünleştirmedir. Buna ihtiyacınız yoktu. Yaşadığınız bu olaydan dolayı büyümek zorunda değilsiniz ve bunu geride bırakmak zorunda da değilsiniz. Bu iki yanıt da kullanılamayacak kadar sığ ve utanç vericidir. Hayatınızı değiştiren olaylar dikkat çekmeden sessizce gitmez, geçmişte yapılan yanlışların kefareti de değildir.
Arkadaşlarınızla aileniz sizi teselli etmeye çalıştığında siniyor veya sinirleniyorsanız, bunun nedeni, yüksek sesle söylemeseler bile, cümlenin ikinci yarısını duymanızdır. İma her zaman oradadır, kendi sessizliğinde daha yüksek sesle çıkar: Hissettiğin şeyi hissetmeyi bırak.