Adam, ismimi sorunca, birden öylesine korktum ki o gün. Sıkıntıdan ter bastı. Bir an paniğe kapıldım, kalbim duracak sandım. Hani, bazen uzun boylu kendi kendime kalınca, acaba ölüm kurtuluş mu diyorum. Bunu bir de, birinci şubeye ilk düştüğümde duymuştum. Soluğumu tutuversem. Elimle ağzımı burnumu tıkasam... Ölmekten falan korktuğumu sanma sakın. İçimde tartıştığım; ölmek mi yoksa yenilmek mi? Yenilmektense, ölmek bir kurtuluşmuş gibi geliyor bazen. Yenilmek duygusunu ya da korkusunu bitirivermek istiyorum. Bence korkunç olan ölmek değil, bir şey yapamadan yenilmek, bir şey yapamadan ölmek. Eli kolu bağlı ölmek. Hani, farkına varmadan ölmek, yani akşamdan yatıp sabah uyanmamak, bence ölmek falan değil, bir çeşit başkalaşma. İşte acı olan, mekanik ölüm. Yok edilmek. Ama bu acı da, kime göre acı ya...
"En iyi yıkıcıdır cesaret: merhameti de yıkar. Ama en derin uçurumdur merhamet: insan ne denli derinine bakarsa yaşamın, o denli derinden görür acıyı."
"Ne yazık! Dünyada sadece tek bir varlığı sevmek, onu bütün kalbiyle sevmek ve karşınızda durup size bakar, cevap verir, konuşurken, sizi tanımadığını fark etmek! Sadece onun tesellisine ihtiyaç duymak ve bunu yapması gerektiğinden habersiz olan tek kişi olduğunu anlamak!"