sinan kaan, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

Yürek şimdilerde hemen saf ve basit bir şeyi akla getiriyor. Benim gençliğimde hâlâ utanmadan telâffuz edilebilen bir sözcüktü, oysa artık kimsenin kullanmadığı bir terim oldu. Tek tük adı anılırsa o da işlemesinde bir aksaklık olduğu içindir...

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Susanna Tamaro (Sayfa 70 - Can yayınları)Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Susanna Tamaro (Sayfa 70 - Can yayınları)

O Temiz Aşklar ve Temiz İnsanlar Nerede
Karşı pencerede, her karşılaşmamızda bana tatlı tatlı gülümseyerek nasılsın fıstık diyen bir adam vardı. Ona aşık olmuştum. Sanırım o da bana aşıktı. Yoksa neden bana her gün gülümsesin ki. Tek sorunumuz onun 35, benimse 5 yaşında olmamdı. Ama aşkın yaşı yoktu. O yaşta kara sevdanın pençesine düşmüştüm. Hep onun yanına gitmek için ağlar ve saatlerce susmazdım. Gece gün pencerede onu bekler, onu görmediğim günler ve ışığının yanmadığı gecelerde deli olurdum. Varlığı perdeler arkasından gözüken bir ışık olsa bile o ışık hep yansın isterdim. Bilirdim oradaydı ve bana çok yakındı. Onun ışığı yanıyorsa ben rahatça uykuya dalar yok eğer yanmıyorsa ikidebir kalkıp ışığı kontrol eder uyuyamazdım. Neredeydi neden yoktu ki

Uyanır uyanmaz aklıma gelen ilk şey yine Utku olurdu. Gelip bizim evde yaşasa ne güzel olurdu diye düşünürdüm. Hiç kimseye dokundurtmak istemediğim pilli konuşan bebeğimle sadece Utku isterse oynayabilirdi. Tüm oyuncaklarımı her şeyimi verebilirdim ona. Pencereden uzaktan uzağa seyretmektense yanımda olur bana hep gülümser tatlı tatlı konuşur diye düşünürdüm.

Nasıl bir aşk acısı çektim ve bunu nasıl yansıttım bilmiyorum ama ailemin ricasıyla haftanın belli saatlerinde bana seslenip evine davet etmeye başladı ve ben merdivenleri uçarak inip onun yanına gitmeye başladım.

İsmi Utku idi ve doktordu. Ben her gün ona resimler çizerdim. Büyük bir hediye gibi ona götürürdüm ve o çok beğendiğini söyleyip duvarına yapıştırırdı. Zaman geçtikçe resimler çoğalmıştı. Duvarın rengi bile gözükmüyordu benim çizdiğim resimlerden. Abidik gubidik şeyler çizmiş olsam da Utku herbirini bir sanat eseri gibi görüyor çok beğendiğini söylüyordu. Çünkü bana aşıktı 😜

Benimle oyunlar oynar, bana gitar çalar, şarkı söylerdi. Bir rica sonucu küçük bir çocuğu oyalardı işte bense bunu büyük aşk sanırdım. Onun yanında zaman hiç geçmesin isterdim. Beraber bulaşıkları yıkar, tost yapar yerdik. Bana minik bir davul almıştı. Artık gitar çalarken ona eşlik edebiliyordum. Onunla, beş sene önce başlayan hayatımın en eğlenceli saatlerini geçiriyordum. Sonrasında ise "Şimdi sen evine git ben seni yine çağırırım" diyerek beni kibarca kovardı ve tekrar çağırışına kadar onun özlemiyle yanıp tutuşurdum.

Ve çok kalın kitapları vardı. Hayran hayran seyrederdim kitaplarını. İnsan birine aşık oluyorsa ona ait her şeye aşık oluyormuş bunu anlamıştım. Kitaplara olan aşkım, Utku ile başlamıştı. Kitaplar sanırım tıp kitaplarıydı. Okuma yazma bilmediğimden ara sıra kitapların resimlerine bakardık. Resimlerden hiçbir şey anlamasam da hoşuma giderdi. Şimdi nerede çok kalın bir kitap görsem aklıma ilk düşen Utku olur ve gülümserim.

Miden ağrırsa hastaneye gel ben seni muayene ederim demisti bir keresinde. Ve o günden sonra ben, onun çağırmadığı günlerde vücudumda nerede olduğu ve ne işe yaradığını bilmediğim midenin çok ağrıdığını bahane edip hastaneye gitmek isterdim.

Ve birgün yine pencereden bakarken gördüğüm manzarayla yıkıldım. Utku'nun büyük ayaklı lambası, karton maket arabası sokaktaydı. Evet taşınıyordu. Sanırım tayini falan çıkmıştı. Hemen koştum ve "Seninle geleceğim." dedim. "Tatlım şimdi ben gideyim eşyaları yerleştireyim sonra gelip seni alacağım." demişti veda ederken.

İçim paramparça olmuştu çünkü o gidiyordu. Sarıldım ağladım bırakmak istemiyordum. O gün giydiği mor gömleğin (veya tişört) omuz kısmını gözyaşlarımla ıslatmıştım. (Sadece gözyaşı değildi ama salya sümük diyerek romantikliği bozmak istemem 😅 )

Zorla çekip aldılar beni aşkımın kollarından. Umutla ve hüzünle arkasından bakakaldım bir süre. Eşyalarını doldurduğu küçük kamyona son kez bana el sallayıp binip gitmişti. Öyle sıkı sarılmışım ki beni çekip alırlarken sert davranmışlardı ve kollarım birkaç gün sızlamıştı.

İlerleyen saatlerde Utku belki vazgeçip geri gelmiştir diyerek evine gittim kapının kolunu indirdim. Her zamanki gibi açıktı. Utku ben geleceğim diye kapıyı yine kilitlememiş diye düşündüm. Ama ev bomboştu. Bütün eşyalar gitmişti. Devamlı üzerinde oturarak dönüp durduğum döner sandalye bile yoktu ortada. Sadece duvarda onun için çizdiğim resimleri bırakmıştı. İkinci bir yıkımdı bu. Ben çok beğeniyor değer veriyor zannediyordum ama o giderken koca evde sadece onları bırakmıştı ve de bir iki poster. Birazcık küsmüş olsam bile senelerce umudumu yitirmedim. Bir gün gelip beni alacaktı.

Ve o gün hiç gelmedi. Ara sıra yine aklıma gelir çocukluk aşkım, umudum ve ilk hayal kırıklığım. Şimdi Utku nerelerde neler yapıyor hiç bilmiyorum. Zaten şu an 60 65 yaşlarında falan olmalı. Facebook üzerinden çok aradım ulaşamadım soy ismini bilmediğimden. Yüzü aklımda yok. Görsem tanımam. Bulsam bile o küçük kız bendim diyemem utanırım çok saçmalıklar yapmıştım o zamanlar. Elbette onunla tanışmak isterim ama bu olayı yazmamın nedeni Utku'yu bulmak değil.

Bugün market çıkışı gördüğüm tatlı bir kız çocuğuna çikolata vermek istedim. Kız neye uğradığını şaşırdı istemem istemem diyerek korkup kaçtı. Yine Utku geldi aklıma. Utku ne kadar iyi birisiydi. Sadece Utku değil tüm büyükler çok iyiydi. Sokakta kim şeker, çikolata verse hiç yok demezdik. Çünkü o zamanlar büyüklerin amacı sadece çocukları sevindirmekti. Şimdilerde kimse, benim ailem gibi çocuğunu fazla tanımadığı, yalnız yaşayan bir adamın evine göndermesi bir yana çocuklara yabancılardan çikolata almayı bile yasak etmişler. Ben küçükken insanlar çok iyiydi bunu anladım.

Yine dayanamadım. Utku isminde 60 yaş üstü doktor bir tanıdığı olan var mı 😄😆

Handan Ektiren, bir alıntı ekledi.
Dün 21:52

Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum
İnsanlar,evler aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım,hep seni düşündüm
Yalnız seni,yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet,sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olamam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya,Yoksa gururlu bir kişiyim aslında,inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi,Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5:45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam,bizim için söylenmiş sanki

Tek yanlış aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sessizliğin bir adı olur,bir anlamı olur belki

İnan belli etmem,seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri


CEMAL SÜREYYA

Sevda Sözleri, Cemal SüreyaSevda Sözleri, Cemal Süreya

Sonra Dersin Ki
Neden Bu Kadar çok Sigara Içersin ?
İçerim Işte …
Ben Yazmayı Pek Bilmem Dünya Güzeli
Sadece Geceler ışığı Kovalarken Gelir Aklıma Bir Kaç Kelime
Şafak Söker Ben Hala Oturduğum Yerde Sayıklarım Baş Harfini
Bazı Bazı Dem Tutar Kirpiklerim
Dans Eder Damlalarla
Bir Tükünün Ezgisi Gibi Temizlenir Gözbebeklerim
Garip Gelir Akşamlara Kadar Başını Beklediğim Günler
Sen Okulda Istikbalini Gözlerken
Ben Dışarda Hapis Beklerim Bulutlarla Başbaşayken
Çok Düşünürdüm O Vakitleri
Saçların Omuzlarına Elbise Olduğu Zamanlar Hani
İnadına Topladığın Halde çok Da Güzel Gelirdin Gözlerime
Öyle Ya ;
Türkü Gibiydi Saçların
Türkü Gibiydi Gözlerin
Sen Bakmaya Doyamazdın Ben Türkülerimi Söylerken
Her Yazdığımı Sana Dinletirdim
Bilmezdim Ben Nerde Ne Koyulacak
Virgülle Noktayı Hep Sevgili Zannederdim
Biri Kaybolurken öteki Yok Olacak
Ben Yazar Hüzünlenirken
Sen Ayır şu Kelimeleri Derdin
Ben Imlanın Sırası Mı Dedikçe Sen Karalayıverirdin
Şimdilerde Daha çok Karalar Oldum
Hatalarım Geldikçe Aklıma
Sonra Dersin Ki ;
Neden Bu Kadar çok Sigara Içersin
İçerim Işte…
Çünkü Küfür Sevmezdim Ben Ama Babam öğretti Sayıp Savurmayı
O Da Sevezdi Zaten Hayırsız Olmasaydı Evladı
Yoruldum Dünya Güzeli,
Yoruldum Bahar Sabahım,
Yoruldum Da Ota Boka Kızdıkça,
Babamı Hatırlayacağım…
Ama Söz Veriyorum,
Verdiğim Sözleri Sözlükten Bakıp Yazacağım.
Ben Yazmayı Pek Bilmem Dünya Güzeli,
Zaten Yazsam Da Anlamazsın,
Canım Sıkıldımı Karalarım,
Ona Da Iki Damla Gözyaşı Akıtırsın
Sonra Dersin Ki;
Neden Bu Kadar çok Sigara Içersin?
Ne Bileyim Ben Içiyoruz Işte…

Oktay Şen, bir alıntı ekledi.
 Dün 00:07 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Clausewitz, bize imkansız bir savaş teorisi vermiştir;artık savaşın temel hedefinin karşı tarafın iradesini teslim almak olduğunu öğrenmiş durumdayız, irade zaptını kalıcı kılmak için de ilk iş silahsızlandırmaktır. Mondros mütarekesine, ülkenin silahsızlandırılmasının temel koşul olarak konması ve Afganistan'da savaşın ancak bir silahsızlandırma ile biteceğinin açıklanması Clausewitz teorisine uygundur. Ancak Clausewitz, emperyalizm öncesi bir teorisyendi; şimdi temel amaç beyinleri zaptetmek ve değerler sistemini tahrip etmektir. Bunu kalıcı yapmanın yolu ise insanı yozlaştırmaktan geçiyor; yoz alçaklıktan haz alan yaratıktır. Bu nedenle yozun bir daha herhangi bir değer sistemi kazanması imkansız görünüyor; şimdilerde edebiyata yüklenen en önemli misyon buradadır.

Şebeke 1, Yalçın Küçük (Sayfa 203)Şebeke 1, Yalçın Küçük (Sayfa 203)

Demişler ki "Şiire besmele ile başlıyor şimdilerde ve her dizede aşk'ı arıyor". O da doğrudur...

Şevval, Mucize'yi inceledi.
20 May 13:52 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gecikmiş olsam bile bunun gibi bir kitabın incelemesini yapmadan bırakmak istemiyorum. Sanırım bu yaşıma kadar okuduğum en anlamlı kitaplardan biriydi.

Yazar R.J. Palacio aslında Mucize'yi yazmadan önce uzun yıllar grafik tasarımcısı ve aynı zamanda bir sanat yönetmeniymiş. Şimdilerde ise gündüzleri grafik tasarıma devam ediyor gece ise yazarlık yapıyormuş. Sen de bir mucizesin R.J. Palacio!

Kitaba gelecek olursak; ana karakterimiz August Pullman. Arkadaşın doğuştan gelen bir rahatsızlığı var, bu rahatsızlık genetik ve görülme olasılığı çok düşük olmasına rağmen August bu genetik sıkıntıyı taşıyan nadir insanlardan biri olarak bize kitap boyunca çok güzel dersler veriyor. Kendini daha ilk sayfalarda okura şöyle anlatıyor August: "Size nasıl göründüğümü anlatmayacağım. Aklınıza ne geliyorsa muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur.'' Evet, daha işin başında, ilk sayfalarda bile okuyucunun hayal gücünü zorlayan efsane bir ana karakter kendisi.

Yüzündeki bazı dengesizlikler ve bozukluklar yüzünden insanlar tarafından farklı tepkiler alan, küçük yaşlarda olduğu ve yaşıtları bunu fark ettiğinde vereceği tepkiyi kontrol edemeyeceği kadar olgun olmadığından aslında hayatının her alanında çok fazla kırıcı durumlar yaşayan August her şeye rağmen bununla barışık ve çok güçlü biri.

Hikaye Auggie, ailesi ve sıkı arkadaşları ile devam ediyor. Auggie rahatsızlığına rağmen tüm yaşıtları gibi normal bir okula gitmek istiyor, bunu kaldırabilecek kadar güçlü biri. Okulunda ilk başlarda yıpranıyor elbette, yaş ortalaması itibariyle çocuklar söylediklerinin karşı tarafta ne gibi hisler uyandıracağını, ne kadar kıracağını düşünmeden konuşuyorlar Auggie ile. Yalnız kalıyor zaman zaman Auggie ama her şeye rağmen tüm kitap boyunca yıkılmıyor. Arkadaşlarının ihanetlerine uğruyor, kalbi kırılıyor ama yıkılmıyor. Zamanla oturan, sağlam arkadaşlıklar kuruyor. Bu arkadaşlıklardan çok şey öğreniyorsunuz. Arkadaşlığın nasıl bir kavram olduğunu gerçek anlamıyla öğreniyorsunuz

Özetle Mucize bence aslında bir kişisel gelişim kitabı da sayılabilir. Mükemmel derecede akıcı ve hayatım boyunca bir günde 200 sayfasını birden okuduğum tek kitap olma özelliğini hala koruyor. Farkında olmadan okuyuveriyorsunuz yüzlerce sayfasını. Auggie'nin okuldaki muhteşem başarılarına, muhteşem zekasına, duygularına hayran kala kala akıp gidiyor kitap. Okurken öğretiyor gerçek anlamda. Filminin de olduğunu biliyorum fakat henüz izlemedim. Eğer okumadıysanız hemen her şeyi bırakıp okuyun derim.

Ana rahmine düştüğümde altın portakaldım son sonra doğdum gümüş bir yumak olarak şimdilerde bir demir yığınıyım her gün miktarım artsada değerim eksiliyor...

Ah kadın ah be kadın
Bilsenki dudağına değen sigaranın külüne muhtacım şimdilerde.

Tuğçe, Küçük Aptalın Büyük Dünyası'ı inceledi.
19 May 12:03 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Yıl 2008’ler filan. O zamanlar bloglar şimdiden daha meşhur. Facebook, Twitter bilmiyoruz. Bloglardan yazarları takip ediyoruz tabi. Pınar o zamanlar kendi aramızda takipleştiğimiz, konuşur gibi yazan, çok keyif veren bir blog yazarıydı. Dizüstü edebiyatının ilk neferi olduktan sonra, bunca zamandır neredeyse tanıyor gibi olduğumuz bu kadını desteklemek lazımdı. Şimdilerde örneği çok ama ilk çıktığı zaman 2010 falandı sanırım, beklentiyi karşılamıştı.