Yer çekimi...
...yıldızların kalbinde yakıt tükendiğinde geri çekilmemiş; onları kendi ağırlıkları altında çökertmiş, süpernovalara ve karadeliklere dönüştürmüştü. Şimdi ise bu kuvvet, Bilinç'in bedeninde daha büyük bir düzen kuruyordu. Bu iskeletin üzerinde, zaten var olan galaksiler, tıpkı bir beynin nöronları gibi konumlanmaya başladı. Her biri devasa bir sinir ağının düğümü gibiydi. Galaksiler, Bilinç'in düşüncelerini taşıyan kıvılcımlar hâline geliyordu. Henüz kelimeler yoktu, ama düşünce vardı; spiral kolların içinde titreşen, büyüyen bir kıvılcım. Her galaksi bir nöron kümesiydi. Trilyonlarca yıldız, parlayan hücreler gibi bu ağın içinde yerini alıyordu. Samanyolu ve Andromeda'ya benzeyen sayısız galaksi, çoktan şekillenmiş yapılar olarak, Bilinç'in zihninde ışıldayan düşünce kümeleriydi. Yerçekimiyle birbirine bağlı bu yapılar, kozmik bir senfoni oluşturuyordu.
İnsan beyni büyük bir senfoniyi sürekli çalmakta olan büyük bir orkestra gibi işlemektedir. Herhangi bir ayrıntıyı ya da gruplandırılmış ayrıntıları göstererek bu 'orkestradır' ya da 'senfonidir' diyebilecek durumda değilizdir. Kemanlar, viyolalar, viyolonseller, obualar, klarnetler, kornolar hep birlikte son derece zengin bir parçayı hep birlikte çalmaktadırlar. Doğru zamanda trompetler katılır, zilin vuruşu, davulun kadansı hep o doğru anda olmaktadır. Çalınan temalar tekrarlanırken bütünlük asla bozulmaz. Duygusal renklenme, iniş çıkışlar ve parıldayışlar hâlindedir. Bizlerde, hepimizde, her an ve hep var olan zihinsel aktivite süreci, hepimizi ya mucize hâline getirmekte ya da olağanlaştırmaktadır. Her birimiz -her beyin/zihin-sadece kapsamlı bir senfoniyi çalmakla kalmayız, aynı anda bir yandan besteler bir yandan da yönetiriz.
Sayfa 113·Kitabı okudu