“Ne isteklerin ne egemenliğin sonu vardı. Ne de bilginin. Ama bilgi, egemenlik hırsından daha güzel, çok daha yapıcıydı. İnsana dinçlik veren, gövdeyi sarıp sarmalayan şu sabah serinliği gibi.”
“Bir güz sabahı hüznü müydü bu, yoksa uyku mahmurluğunu hala üzerinden atamamış olmanın ağırlığı mı? Ya da bunların hiçbiri değil de, gece gördüğüm ama bir tek ayrıntısını bile anımsayamadığım düşlerin o belli belirsiz, bilinçaltına sinmiş etkisi mi?”
“Birden en zor anlarda bile adını anmadığı Tanrı’yı yanıbaşında neredeyse yüreğinin içinde duydu. Tanrı ruhu saran, gövdeyi titreten bu ürpertiydi demek. Gürleyen gök, çatlayıp yarılan deniz değil, San Marco Kilisesi’nin altın sarısı mozaiklerindeki o derin bakıştı.”
“Bu kez para vermeden sevişecek onunla, uzun süredir birbirlerine hasret kalmış iki sevgili gibi murat alıp murat verecekler. Ve sırılsıklam aşık olacak Nefeli’ye. Bu kadının namuslu geçinen birçok kadın gibi ruhunu bitpazarında satmadığını, gövdesini teslim ettiği erkeklere gönlünü de teslim etmediğini biliyor çünkü.”