Nedim Gürsel

Nedim Gürsel

YazarÇevirmen
7.1/10
191 Kişi
·
556
Okunma
·
33
Beğeni
·
3340
Gösterim
Adı:
Nedim Gürsel
Unvan:
Yazar
Doğum:
Gaziantep, 1951
1951 yılında Gaziantep'te doğdu. 1970'te Galatasaray Lisesi'ni, 1974'te Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı yerde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yaptı. İlk yazıları 1969'tan itibaren edebiyat dergilerinde yayınladı. Sorbonne Üniversitesi'nde Türk Edebiyatı dersleri verdi. Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi'nde (CNRS) Türk Edebiyatı üzerine araştırma başkanı olarak çalıştı. Kitapları yabancı dillere çevrildi. ESERLERİ

Boğazkesen (Fatih'in Romanı)

Nedim Gürsel’in Boğazkesen’deki Fatih Sultan Mehmet algılaması ve tasviri eleştirilere uğradı.Gürsel, tarihi bir kişiyi anlatmasına rağmen bu kişiliğin bir roman kahramanı olduğunu söyledi.

Yapıtları yalnızca Türkiye'de değil, Batı ülkelerinde de yankılar uyandıran bir yazar Nedim Gürsel. Bu kez tarihle buluşturuyor bizi, daha doğrusu, Anadoluhisarı'ndaki eski bir yalıda Fatih dönemi üzerine bir roman yazan kahramanın öyküsüne, geçmişte kalmış kişilerin öykülerini katıyor. Fatih Sultan Mehmet, Çandarlı Halil, Uluğ Bey gibi tarihsel kişilerle saray cücelerinin, içoğlanlarıyla gezgin dervişlerin, Bizans yosmalarıyla keşişlerin öykülerini birlikte anlatıyor. Ne var ki tüm varoluşunu yazdığı romana adayan kahramanın yaşamına 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte giren genç ve güzel bir kadın altüst ediyor her şeyi. Yapıtıyla sevgilisi arasında bocalayan roman kahramanı, bir seçim yapmaya zorlanıyor. Hem tarihsel bir roman Boğazkesen, hem de bir tutkunun, bir aşkın romanı. On beşinci yüzyıl Osmanlı tarihini ve İstanbul'un fethini tüm ayrıntılarıyla, seyrine doyulmaz bir minyatür renkliliğiyle okura sunan Nedim Gürsel, iki ayrı eksende gelişen anlatıyı ustalıkla yürütüyor, okuru serüvenin iki ayrı zamanında sürükleyip götürüyor.

Sevgilim İstanbul

Nedim Gürsel, yabancı ülkelere çevrilip yayınlanan kitaplarıyla, edebiyatımızı sınırlarımızın dışına taşımış değerli bir yazarımız. Boğazkesen adlı romanı, Türkiye'de aylarca satış listelerinden inmedi. Sevgilim İstanbul adlı bu kitapta, dünyayı yapayalnız dolaşan gurbette bir yazarın aşklarını, anılarını, özlemlerini bulacaksınız. Öykülerin kahramanı, Paris, Moskova, Leningrad, Atina, Cezayir, Marakeş, New York ve İstanbul'da dolaşırken, gerçekte belleğinin derinliklerinde yol alıyor. Her gittiği ülkeye, her gördüğü kente kendi geçmişini de taşıyor çünkü. Fransız Pen Kulübü Jüri Özel Ödülü ile Haldun Taner Öykü Ödülünü alan Sevgilim İstanbul'un bu yeni basımında Nedim Gürsel'in ilk öyküleriyle birlikte bir kısa film senaryosu da yer alıyor.


Kadınlar Kitabı

Nedim Gürselin bu kitabı, 1983 yılında ilk kez yayımlanmış ve on gün sonra da toplattırılmıştı. Yazarı hakkında müstehcenlik gerekçesiyle dava açılmış, ancak sonuçta yazar aklanmış, kitap da yeniden günışığına çıkma şansı bulmuştu. Kadınlar Kitabını yeniden basarken, kitabın sonuna yazarın mahkemede yaptığı savunmayı da eklemeyi doğru bulduk. Ayrıca ünlü İspanyol yazarı Juan Goytisolo, bu kitap için bir de önsöz yazdı. Çevrilip birkaç ülkede yayımlanan bu kitabın ilgiyle okunacağına inanıyoruz. Nedim Gürsel bu kitabında bir yandan kendi kimliğini ararken, bir yandan da İstanbul kentine olağanüstü güzellikte bir aşk mektubu yazıyor. -Tahar Ben Jelloun-


Gemiler de Gitti

Yine uzak bir kıyıdan yazıyor Nedim Gürsel ve okurlarını yeni yolculuklara çağırıyor. Denize kayan kent Venedik'e, İsa'nın bile uğramadığı yoksul bir köye, naif ressam Pirosmanişvili'nin kenti Tiflis'e, güneyin seraplarıyla yıkımdan sonraki Saraybosna'ya, Saint-Nazaire' den demir alan transatlantiklerin dünyasına götürüyor. Bu yolculuğun duraklarından biri de Mevlânâ'yla Şems'in olağanüstü aşklarının tanığı Konya. Boğazkesen'in yazarı, öykü tadında okunan bu kitabıyla yeni ülkeler, benzersiz dünyalar keşfettirecek size.

Uzun Sürmüş Bir Yaz

1976 Türk Dil Kurumu Ödülünü kazanan Nedim Gürselin bu ilk kitabı, belli başlı Avrupa dillerine de çevrilmiş, ne var ki 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye'de uzun süre yasaklanmıştı. Yeni basımının genç kuşaklarca da ilgiyle karşılanacağını umuyoruz. Bir baskı döneminin, bireylerin iç dünyalarında yol açtığı sarsıntıları, işkence ve ölüm karşısındaki davranışlarını anlatırken, çocukluğun büyülü dünyasını da şiirsel bir dille yansıtan Uzun Sürmüş Bir Yaz için kitabın Fransızca çevirisine yazdığı önsözde Prof. Etiemble şöyle diyor: Önce iç sürgün, yani gizli eylem; sonra dış sürgün, yani yazmak. Özgürlük için savaşımın çetin, çok çetin olduğunu, çoğu kez şiddet eylemlerine dönüştüğünü biliyoruz? İstanbul baskı döneminin o tiksinç ve tehlikeli günlerini yaşıyor yeniden. Her önemli yapıt gibi Nedim Gürsel'in yapıtı da öylesine ince bir acıyla dokunmuş ki, çoğunluğun öyküsü öznel bir bilincin duyarlığında somutlaşıyor.
... Dünyanın tüm dillerinde olmasa da Türkçede İpek'i seviyordum. İpek'i Berlin'de Türkçe seviyordum o her gece çıktığı sahnede Almanca sözlü şarkılar söylese de.
288 syf.
·Beğendi·9/10
RABBİNİZ ERKEK ÇOCUKLARI SİZE ÖZEL KILDI DA, KENDİSİNE MELEKLERİ KIZ ÇOCUĞU MU EDİNDİ? GERÇEKTEN, SİZ ÇOK BÜYÜK SÖZ SÖYLÜYORSUNUZ. (İsra Suresi 40. Ayet)

Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere, romanın ana konusu İsra Suresi 40. Ayet’inde geçen, müşrikler tarafından hâşâ Allah’ın kızları olarak tanınan Lat, Uzza ve Menat isimli putlarla ve İslam’ın başlangıcı ile ilgili diyebilirsin; ama okurken kitabın içinde kendini de görürsün, yazar çünkü seni romanın karakteri yaparken roman içindeki anının da karakteri yapıyor ve sana kitap yazdırıyor. Kitap içindeki anıları okudukça kendi çocukluğundan, din ile tanışmandan bire bir uyumlu satırlar okuyorsun. Deden belki Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamamıştır, belki de kitaptaki deden gibi inançlı değildir belki de bir Osmanlı gazisi de değildir veya Piç İsmail diye sana sorgu yaptıran bir arkadaşın da yoktu, adı İsmail olsa bile lakabı piç değildi ama sen sayfaları okurken her bir şey aslında senin küçüklüğünden olan şeyler olduğunu fark edeceksin. Düşünmeyi seviyorsan, çoğunluğa uymayıp her zaman kendi fikrini üretmeyi seviyorsan bu kitap sana çok şeyler katacak emin olabilirsin. Bakma farklı kişilerin bu kitap hakkında dediklerine, Kitapyurdu bu kitabı satmıyormuş diye önemseme, Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” suçundan dava açılmasını da önemseme, oku sen bu kitabı ve okurken de düşün ve emin ol genel olarak hiçbir şekilde rahatsız edici bir şey olmadığını fark edeceksin kitapta. Okuyunca göreceksin ki sadece sana farklı yönden birkaç konu üzerinde düşünme yeteneği verecek. Kitap hakkında söylenilen olumsuz sözler belki sende bir acaba hissi oluşturuyor olabilir ama şunu da söylemek isterim ki bu kitabın gerçek yazarı yani sen değil, seni yazar gibi hissettiren gerçek yazarı 2009 yılında “Türkiye Yayıncılar Birliği İfade Özgürlüğü Ödülü” nü kazanmış; çünkü biliyorsun ki herkesin bir ifade özgürlüğü vardır ama ifade özgürlüğü adı altında da kimseye saygısızlık ve hakaret etme özgürlüğümüz de yoktur. Onun için Nedim Gürsel bu güzel romanının içeriğinde hiçbir şekilde hakaret ve incitici şekilde kullanmamış kalemini, provokatif bir yönü ise hiç yok, okuyunca sen de göreceksin ki sadece yaşanılan dönemden ve İslam kaynaklarında yazanları kaleme almış ve biraz da düşünceler ortaya atmış; yani Salman Rushdie ‘nün yaptığını, bir yerlere sert bir şekilde dokunma girişimini yapmamış, hakarete, incitmeye, sinir etmeye gitmemiş, bir modaya kapılıp hareket etmemiş ve yine okuyunca göreceksin ki böyle bir şey yapmaması kitaba daha gerçekçi bir hava vermiş, içinde olan sorgulara ise cevap vermek gerçekten de zor olmuş.

Garanik olayını bilir misin, hani şu şeytan ayetleri meselesini, evet hani Salman Rushdie böyle bir roman yazmıştı da İran tarafından ölümü helal görünmüştü, Aziz Nesin de bu kitabı Türkçeye çevirmek istemiş hatta bir bölümünü de Aydınlık gazetesinde yayınlamış ve sonrasında da gelen tepkiler sonucu tarihimizin hemen hemen en ayıp, en üzücü olaylarından biri olmuştu. Evet evet, doğru hatırladın Sivas’ta, Madımak Oteli’nde Cuma namazından çıkan cemaat “Allah’ım bu senin ateşin” diyerek hani belli bir kesimi yakmışlardı ya işte o olay. Kitap içinde Garanik olayına da değiniyor yazar ve bunları da Kur’an’dan ayetler ile destekliyor, şeytan ayetlerini o kadar güzel ve sağlam şekilde anlattığını göreceksin ki ya doğruluğunu kabul etmen gerekecek ya da red edebilmen için Kur’an’ı okuman ve daha çok araştırman gerekecek, Arapça değil Ama Türkçe okuman gerekecek, Türkçe okumalısın ki hakkında bir bilgin olsun, bir şeyler savunabilesin. Türkçe okuduğunda da ama bazı kelimeleri Arapçaları ile kıyaslaman da gerekecek ve dikkat etmeni isterim ki bazı isimler vs. Türkçeye çevrildiğinde sanki kutsallığını kaybedecek gibi. Mesela; Kur’an’da geçmiyor ama "Hacerü'l-Esved" in Türkçesini öğrendikten sonra, Kara Taş olduğunu öğrendikten sonra sanki tüm kutsallığını kaybedecek gibi gelecek sana, düşünsene Kabe içindeki o putlara dediğin kara bir taş parçası gibi sözleri artık cennetten geldiğine inandığın bir taşa söylüyorsun ve cennetin de kelime manasının “güzel bahçe” olduğunu öğrenince, kafanda yoksa bu cennet, uhrevi cennet değil mi gibi sorular da oluşacak. Dediğim gibi bunları okurken hiçbir şekilde hakaret vs. olmadığını göreceksin, sadece seni bir şeylerin farkında olmaya, daha farklı düşünmeye davet ettiğini anlayacaksın.

Menemen olayını biliyor musun peki? Ya da Kubilay olayını? İkisi de aynı olaylar. Hani şu genç öğretmen ve yedek subay Kubilay’ın öldürüldüğü, Nakşıbendi Tarikatı’nın yayılmak istendiği, Derviş Mehmet’in kendini mehdi olarak tanıttığı ve dini yaymak için adam öldürmekten, kelle kesmekten geri kalmadıkları olay. Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından bir başkasıdır ve din diye bilinen bazı şeyler yüzünden kan akmasına sebep olmuştur. İşte kitabı okurken bunları da göreceksin ve inancı bu şekilde sorgulayacaksın. Acaba ben neye inanıyorum ve neyin içindeyim diye. Okuduğum, kabul ettiğim kaynaklar hangi zihin türünün ürünleri diye düşüneceksin, kelimelere ve ritüellere daha çok önem vermen gerekecek ve onları daha çok araştırman, araştırırken de akıl süzgecinden geçirmen gerekecek; ama biliyorum ki bu kitabı alıp eline okumaya niyetlendiysen elbette bunları yapacaksın çünkü bu kitabı okuman da bunları yapmaya başlamanın bir delilidir. Allah’ın dininde akla ve mantığa aykırı hiçbir şey olmayacağını düşünecek ve göreceksin, ortada bilimsel bir gerçek var ise bu bilimsel gerçeğin din ile çelişmemesi gerektiğinin de sonucuna varacaksın.

Lat, Uzza ve Manat biliyorsun ki İslam’dan önce Kabe’de bulunan müşriklerin taptığı, Allah’a ortak koştukları ilahçıkları ve yine biliyorsun ki Allah’ın kızları olarak biliniyordu bunlar. Sonra Allah, Hz. Muhammed’i elçi seçti, O’nu risalet görevi ile taçlandırdı ve bu sözde ilahçıkların hükmü yavaş yavaş ortadan kalktı ve kırıldılar, tapılan bu taş parçalarının kendilerine bile faydaları yokken onlara tapanlara nasıl olabilsin ki düşüncesi gelecek yine aklına. Yavaş yavaş ortadan kalkmadan önce de İslam’ın doğuşuna ve yayılışına şahit oldular ve onlar bu romanda dile gelip bu süreci anlatıyorlar, Hz. Muhammed’ten konuşuyorlar ve O’nun hakkındaki görüşlerini belirtiyor. Konuşurlarken de zekerlerden, ellerin apış arasına gitmesinden bahsediyorlar, Hz. İbrahim’den de konuşuyorlar ve söylemleri biraz farklı belki de alaylı, sanırım bunların bazı kesimleri ve seni rahatsız ettiğini fark edeceksin. Müşriklerin Allah’la beraber taptığı, Allah’a ortak koşup şirke bulaştıkları bu taş parçaları “nasıl olur da dile gelmiş” gibi gösterilmiş diyecek ve düşüneceksin, haklı olabilirsin, insan bu durumdan rahatsız olmuyor değil, korkmuyor da değil. Peki sadece bu kısmı bir roman olarak, bir kurgu olarak düşünmek yeterli mi? Bilmiyoruz, tartışılabilir, üzerinde uzun uzun düşünülebilir ama dile gelme kısımları senin hoşuna gidecek.

Kitabı okuyup beğendikten sonra Youtube’a girecek ve arama kısmına Nedim Gürsel yazacaksın ve karşına aşağıdaki video çıkacak. Videoyu izleyeceksin ve videodaki okuyan kişilerin verdikleri tepkilere şaşıracaksın.
https://www.youtube.com/watch?v=3kcbPUJ5RbI
272 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
#spoiler #

"jamie'e onaltı yaşında olduğu için "

Kitabın ilk sayfası böyle bir notla başlıyor ..okuyucu merak lı sayfayı çeviriyor ve kitabın içinde kendine bir yer arıyor.. ...."vagonda üst üste yığılmış gövdeler,sag dizimde dayanılmaz bir acı "

Şimdi okuyucunun girebileceği boşluğu bulmaya çalıştığı o klastrofobik noktada ,kelimeler bir tren hızında ilerliyor ..ilerliyor
Hadi biraz empati yapalım bakalım yazarı anlayabilecekmiyiz ????? 1000 K 'dan 120 kişi bir yük vagonuna bindirilelim ..binelim demiyorum bakın Bin-di-ri-le-lim...yani istemeden ...yani irademiz dışı..
sığabilirmiyiz acaba ??

zayifimiz var ,şismanimizvar ..akıllımız var delimiz var ..panik atagı ,fobisi ...evde bekleyen cocugu olanımız var .gribimiz,garibimiz, temizimiz, aşıgımız var ..

nerede durduğumuzu ,nerede ne kadarımızın ineceğini ,nereye götürüldüğümüzü bilmeyelim.
..hatta beşgun -besgece mi sürdü ?bu yolculuk daha kaç gün -kaç gece sürecek hiç hesap veren de olmasın.

Yemek yemek???.,tuvalet ihtiyacı mı ??o ne demek ??
..nefes almak için tahta duvarlara yapışıp ağzımızı dayayalım ki ..beynimize oksijen nüfus etsin ..
hatta ve hatta ısı -yı da eksi lerde tutalım .
....
ki ...donarak ölenlerin yerine, biraz daha elimizi kolumuzu harekete geçirebilelim...Arkadaslar !!!! ey insanoğlu !!!be Adem'in nesli !!!!!sen nasıl bir canavarsın ki ?? Insanlar derilerinden abajurlar yapıp odalarına astın..?

Benim feveranım kitaba değil ..kitap benden daha sakin anlatmış öyküsünü. .şu gibi temiz ,akıcı hiç ajitasyon yapmadan hatta yeryer safdilli,esprili bile diyebilirim .
Ama benim artık insana tahammülüm kalmadı bu kadar rezil ,kokuşmuş ,şeytanibir kötülüğe zerre tahammülüm yok ...yok kardeşim yoookkkk

Hepmiz kendimize gelmeliyiz ! Bu ırk,ten,dil,hele ki DĪN ayrımcılığını,aşmamız
Dünya savaş naraları atarken daha da kardeşleşmemiz , sarılmamız,kucaklaşmamız lazım..hepimiz bir zincirin halkalarıyız ...birimiz koparsa hepimiz dağılırız...

Dün diye baktığımız 2.dünya savaşı ,her hatırası ile bir derstir..her yanlışı bizlere "yapmamamız"gereken yaşam kılavuzudur..


"Sevgi dağıtın en büyük sadaka budur "

"Barış için, insanların zulme uğraması, ölmemesi ,aç kalmaması,donmaması, için elinizden ne geliyorsa yapın (tüm canlılar da buna dahildir )..


Iyi okumalar ...sevgiler -saygılar
158 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Düşünce ve ifade özgürlüğü, kendilerini demokratik olarak kabul eden tüm toplumlar için olmazsa olmaz bir şarttır. Demokrasilerde, bireyin toplumdaki huzur ve refahı, devletin halka karşı takındığı tavırdan anlaşılabilmektedir. Memleketimizin bu konudaki durumu hazin olarak görülmektedir.
İşte, bu eserde ülkemizin birbirinden değerli yazar, düşünür ve sanatçıların, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerine yazdığı birbirinden değerli yazılar yer almaktadır.
Yüksek Sesle Düşünmenin Tam Sırasıdır, sade ve anlaşılır dilinin yanı sıra özgürlük, kardeşlik, vatan sevgisi, devlet, millet ve vatan gibi önemli konuları da bizlere büyük bir açıklıkla aktardığından, kesinlikle okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
232 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Şu ana kadar Nazi toplama kampları ile ilgili epey bir kaynak okudum ki hepsi de gerçek yaşam hikâyeleriydi. Hiç birinde kurgu yoktu. Büyük Yolculuk kitabı da o dönemi 20 li yaşlarında yaşayan yazarın otobiyografik eseridir. Bu kitabın okuduğum diğer kitaplardan ayrılan tarafı; diğer kitaplar genelde kamp günlükleri ağırlıklı idi. Ancak bu kitapta yazar Gestapo tarafından yakalanıp Nazi kamplarına giden o meşhur trene bindirilir. Hikaye trene bindirildiği an başlar.
Devamı : https://www.kitapofisihakan.com/edebiyat/buyuk-yolculuk/
288 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap 2008 yılının en çok konuşulan kitabı olmuş ve Yazarı Nedim Gürsel hakında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçlarından soruşturma açılmış.
Sakıncalı bir kitap (?!) kimine göre...
Allah’ın Kızları; İslamiyetten önce Kabe’de bulunan ve Allahın Kızları olarak adlandırılan Lat, Uzza ve Manat putlarını konu alan masalsı anlatılarla oluşmuş bir kitap.
Ayrıca ; İslamiyetin kabulü , Hz. Muhammed’in hayatını ve Cumhuriyet tarihinin en kanlı olaylarından biri olan Menemen Olayı’nı da konu alarak İslamiyeti, gelenekleri, dini ve inançları, inanç sistemini sorguluyor.
İnsanı ağır düşünmeye, sorular sormaya ve sorgulatmaya teşvik ediyor.
Kurgusunu efsaneler, mucizeler ve destanlar süslüyor.
En ilgimi çeken ise kitabın anlatıcısı anlattığı kişiye ‘sen” diye hitap ediyor. Bu da okuyucuyu kitabın ana karakteri yapıyor. Hatta dede ve torun ilişkisiyle de anlatımı günümüze dek getiriyor.
Ben yaşamda herşeyin ama her bir şeyin (hakaret küfür içermediği sürece) konuşulabileceğine, sorgulanabileceğine, inananlardanım.
Bazen okurken zorlansam da, hatta yer yer sıkıldığım anlar da olsa, dogmalardan uzak olduğumdan bu kitabın sorgusunu hazırdım.
Anlamlandırabiliyordum..
Eğer aksi durumda iseniz bu kitabı okumayın.

Ve mutlaka yazarın ve kitabın hakkını veren mithrandir21 | Uğur incelemesini de okumanızı tavsiye ediyorum.

KitaplaKalın
246 syf.
·30 günde
Yüzbaşının Oğlu lakaplı kahramanımız çocukluk,ergenlik ve yetişkinlik dönemindeki anılarını anlatıyor. Çocukken annesini kaybeden, babasının hiç ilgilenmediği bir karakter yüzbaşının oğlu ve bu sebeple sevgiyi hiç hissetmemiş ama özlemini bolca çekmiş. Yaşamadığın bir duyguyu nasıl özlersin orası pek bilinmez.
Babasının Galatasaray Lisesi'ne yatılı gönderdiği karakterimiz burda aldığı 8 yıllık eğitim sürecinde hep tek başınadır. Tek arkadaşı Metin ilerde kardeşi gibi olduysa da sonradan bağları kopacaktır.
Dil açısından beğenmediğim içinde ergence kalıpların kullanıldığı bir kitap olmuş. Siyasi açıdan bilgiler aktarsa da bu yazarın gözünden taraflı bir aktarım olduğu için arka kapak yazısında da belirtildiği gibi 'alaycı' buldum.
256 syf.
·5 günde·6/10
Nedim Gürsel'in kendi yaşamından esintiler içerdiğini sandığım romanı, kurgusu ve günümüze yolladığı mesajlar açısından ilgimi çekti.
Konusu itibarıyla fena değil ama gidişli gelişli kurgusu nedeniyle bazen kafa karıştıran bir yapıya sahip.
Annesiz ve kısmen babasız büyüyen yeni yetme bir gencin ergenliğe geçiş ve sonrasındaki ruh hallerini 27 Mayıs dönemini arka plana alarak anlatan yazar, ülkede geçmişte yaşanan kırılma noktalarından bugüne göndermeler yaparak asıl amacını yani günümüzde değişen ülkemizi ve rejimi değiştirmek isteyen kesimi sivri bir dille eleştirme işini oldukça başarılı bir şekilde yapmış.
Bu yazılanlar ışığında kitaba herhangi bir dava açılıp açılmadığı bilemiyorum ama okusalardı bir şekilde kitapla ve yazarla uğraşırlardı diye düşünüyorum.
Okumakla bir şey kaybetmeyeceğinizi düşündüğüm ilginç bir kitap olarak yakın tarihimizi seven okurlara önerebilirim.
244 syf.
·Beğendi·10/10
İstanbul'un fethini hiç böyle okumadığınıza eminim. Fetihe farkli açıdan yaklaşmış. Dili de ustalıkla kullanmış. Okunmaso gereken romanlarımızdan biri.
336 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Her ne kadar Venedik'e gitmemiş olsamda, kendimi gitmiş ve tekrar o sokaklar da geziyor gibi hissettim... İşte desim kalemin büyüsü de burda yatıyor. Özellikle konu aralarında bahsettiği klasik müzikleri dinlemeye çalıştım.
Kamil Uzman'ın bakış açısına, bir pencereyi bile anlatırkenki tasvirlerine hayran kaldım.
Yalnız çok fazla araya sıkıştırılmış, yabancı terimler vardı. Hiç biri aklımda kalmadı, hoş olmuyor tabi bu durum. Buda benden kaynaklı çünkü Resimli Dünya'daki anlatılanlar bana uzak
168 syf.
·6/10
Fena değil bir kitap..Yazarın seks maceraları gibi..Cok cezbeden bir tarafı yok..Ben ince bir kitap diye okudum...Bir seks tutkunu Türk erkeģinin andropoza girince 'hey gencligim hey be' diyip yazdigi bir anlati...Gecmis olsun dilerim kendisine..Kimse ayranım eksi demiyor zaten..hehehe :) iyi okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Nedim Gürsel
Unvan:
Yazar
Doğum:
Gaziantep, 1951
1951 yılında Gaziantep'te doğdu. 1970'te Galatasaray Lisesi'ni, 1974'te Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı yerde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yaptı. İlk yazıları 1969'tan itibaren edebiyat dergilerinde yayınladı. Sorbonne Üniversitesi'nde Türk Edebiyatı dersleri verdi. Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi'nde (CNRS) Türk Edebiyatı üzerine araştırma başkanı olarak çalıştı. Kitapları yabancı dillere çevrildi. ESERLERİ

Boğazkesen (Fatih'in Romanı)

Nedim Gürsel’in Boğazkesen’deki Fatih Sultan Mehmet algılaması ve tasviri eleştirilere uğradı.Gürsel, tarihi bir kişiyi anlatmasına rağmen bu kişiliğin bir roman kahramanı olduğunu söyledi.

Yapıtları yalnızca Türkiye'de değil, Batı ülkelerinde de yankılar uyandıran bir yazar Nedim Gürsel. Bu kez tarihle buluşturuyor bizi, daha doğrusu, Anadoluhisarı'ndaki eski bir yalıda Fatih dönemi üzerine bir roman yazan kahramanın öyküsüne, geçmişte kalmış kişilerin öykülerini katıyor. Fatih Sultan Mehmet, Çandarlı Halil, Uluğ Bey gibi tarihsel kişilerle saray cücelerinin, içoğlanlarıyla gezgin dervişlerin, Bizans yosmalarıyla keşişlerin öykülerini birlikte anlatıyor. Ne var ki tüm varoluşunu yazdığı romana adayan kahramanın yaşamına 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte giren genç ve güzel bir kadın altüst ediyor her şeyi. Yapıtıyla sevgilisi arasında bocalayan roman kahramanı, bir seçim yapmaya zorlanıyor. Hem tarihsel bir roman Boğazkesen, hem de bir tutkunun, bir aşkın romanı. On beşinci yüzyıl Osmanlı tarihini ve İstanbul'un fethini tüm ayrıntılarıyla, seyrine doyulmaz bir minyatür renkliliğiyle okura sunan Nedim Gürsel, iki ayrı eksende gelişen anlatıyı ustalıkla yürütüyor, okuru serüvenin iki ayrı zamanında sürükleyip götürüyor.

Sevgilim İstanbul

Nedim Gürsel, yabancı ülkelere çevrilip yayınlanan kitaplarıyla, edebiyatımızı sınırlarımızın dışına taşımış değerli bir yazarımız. Boğazkesen adlı romanı, Türkiye'de aylarca satış listelerinden inmedi. Sevgilim İstanbul adlı bu kitapta, dünyayı yapayalnız dolaşan gurbette bir yazarın aşklarını, anılarını, özlemlerini bulacaksınız. Öykülerin kahramanı, Paris, Moskova, Leningrad, Atina, Cezayir, Marakeş, New York ve İstanbul'da dolaşırken, gerçekte belleğinin derinliklerinde yol alıyor. Her gittiği ülkeye, her gördüğü kente kendi geçmişini de taşıyor çünkü. Fransız Pen Kulübü Jüri Özel Ödülü ile Haldun Taner Öykü Ödülünü alan Sevgilim İstanbul'un bu yeni basımında Nedim Gürsel'in ilk öyküleriyle birlikte bir kısa film senaryosu da yer alıyor.


Kadınlar Kitabı

Nedim Gürselin bu kitabı, 1983 yılında ilk kez yayımlanmış ve on gün sonra da toplattırılmıştı. Yazarı hakkında müstehcenlik gerekçesiyle dava açılmış, ancak sonuçta yazar aklanmış, kitap da yeniden günışığına çıkma şansı bulmuştu. Kadınlar Kitabını yeniden basarken, kitabın sonuna yazarın mahkemede yaptığı savunmayı da eklemeyi doğru bulduk. Ayrıca ünlü İspanyol yazarı Juan Goytisolo, bu kitap için bir de önsöz yazdı. Çevrilip birkaç ülkede yayımlanan bu kitabın ilgiyle okunacağına inanıyoruz. Nedim Gürsel bu kitabında bir yandan kendi kimliğini ararken, bir yandan da İstanbul kentine olağanüstü güzellikte bir aşk mektubu yazıyor. -Tahar Ben Jelloun-


Gemiler de Gitti

Yine uzak bir kıyıdan yazıyor Nedim Gürsel ve okurlarını yeni yolculuklara çağırıyor. Denize kayan kent Venedik'e, İsa'nın bile uğramadığı yoksul bir köye, naif ressam Pirosmanişvili'nin kenti Tiflis'e, güneyin seraplarıyla yıkımdan sonraki Saraybosna'ya, Saint-Nazaire' den demir alan transatlantiklerin dünyasına götürüyor. Bu yolculuğun duraklarından biri de Mevlânâ'yla Şems'in olağanüstü aşklarının tanığı Konya. Boğazkesen'in yazarı, öykü tadında okunan bu kitabıyla yeni ülkeler, benzersiz dünyalar keşfettirecek size.

Uzun Sürmüş Bir Yaz

1976 Türk Dil Kurumu Ödülünü kazanan Nedim Gürselin bu ilk kitabı, belli başlı Avrupa dillerine de çevrilmiş, ne var ki 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye'de uzun süre yasaklanmıştı. Yeni basımının genç kuşaklarca da ilgiyle karşılanacağını umuyoruz. Bir baskı döneminin, bireylerin iç dünyalarında yol açtığı sarsıntıları, işkence ve ölüm karşısındaki davranışlarını anlatırken, çocukluğun büyülü dünyasını da şiirsel bir dille yansıtan Uzun Sürmüş Bir Yaz için kitabın Fransızca çevirisine yazdığı önsözde Prof. Etiemble şöyle diyor: Önce iç sürgün, yani gizli eylem; sonra dış sürgün, yani yazmak. Özgürlük için savaşımın çetin, çok çetin olduğunu, çoğu kez şiddet eylemlerine dönüştüğünü biliyoruz? İstanbul baskı döneminin o tiksinç ve tehlikeli günlerini yaşıyor yeniden. Her önemli yapıt gibi Nedim Gürsel'in yapıtı da öylesine ince bir acıyla dokunmuş ki, çoğunluğun öyküsü öznel bir bilincin duyarlığında somutlaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 33 okur beğendi.
  • 556 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 378 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.