Nedim Gürsel

Nedim Gürsel

6.4/10
58 Kişi
·
158
Okunma
·
11
Beğeni
·
2.279
Gösterim
Adı:
Nedim Gürsel
Unvan:
Yazar
Doğum:
Gaziantep, 1951
1951 yılında Gaziantep'te doğdu. 1970'te Galatasaray Lisesi'ni, 1974'te Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı yerde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yaptı. İlk yazıları 1969'tan itibaren edebiyat dergilerinde yayınladı. Sorbonne Üniversitesi'nde Türk Edebiyatı dersleri verdi. Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi'nde (CNRS) Türk Edebiyatı üzerine araştırma başkanı olarak çalıştı. Kitapları yabancı dillere çevrildi. ESERLERİ

Boğazkesen (Fatih'in Romanı)

Nedim Gürsel’in Boğazkesen’deki Fatih Sultan Mehmet algılaması ve tasviri eleştirilere uğradı.Gürsel, tarihi bir kişiyi anlatmasına rağmen bu kişiliğin bir roman kahramanı olduğunu söyledi.

Yapıtları yalnızca Türkiye'de değil, Batı ülkelerinde de yankılar uyandıran bir yazar Nedim Gürsel. Bu kez tarihle buluşturuyor bizi, daha doğrusu, Anadoluhisarı'ndaki eski bir yalıda Fatih dönemi üzerine bir roman yazan kahramanın öyküsüne, geçmişte kalmış kişilerin öykülerini katıyor. Fatih Sultan Mehmet, Çandarlı Halil, Uluğ Bey gibi tarihsel kişilerle saray cücelerinin, içoğlanlarıyla gezgin dervişlerin, Bizans yosmalarıyla keşişlerin öykülerini birlikte anlatıyor. Ne var ki tüm varoluşunu yazdığı romana adayan kahramanın yaşamına 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte giren genç ve güzel bir kadın altüst ediyor her şeyi. Yapıtıyla sevgilisi arasında bocalayan roman kahramanı, bir seçim yapmaya zorlanıyor. Hem tarihsel bir roman Boğazkesen, hem de bir tutkunun, bir aşkın romanı. On beşinci yüzyıl Osmanlı tarihini ve İstanbul'un fethini tüm ayrıntılarıyla, seyrine doyulmaz bir minyatür renkliliğiyle okura sunan Nedim Gürsel, iki ayrı eksende gelişen anlatıyı ustalıkla yürütüyor, okuru serüvenin iki ayrı zamanında sürükleyip götürüyor.

Sevgilim İstanbul

Nedim Gürsel, yabancı ülkelere çevrilip yayınlanan kitaplarıyla, edebiyatımızı sınırlarımızın dışına taşımış değerli bir yazarımız. Boğazkesen adlı romanı, Türkiye'de aylarca satış listelerinden inmedi. Sevgilim İstanbul adlı bu kitapta, dünyayı yapayalnız dolaşan gurbette bir yazarın aşklarını, anılarını, özlemlerini bulacaksınız. Öykülerin kahramanı, Paris, Moskova, Leningrad, Atina, Cezayir, Marakeş, New York ve İstanbul'da dolaşırken, gerçekte belleğinin derinliklerinde yol alıyor. Her gittiği ülkeye, her gördüğü kente kendi geçmişini de taşıyor çünkü. Fransız Pen Kulübü Jüri Özel Ödülü ile Haldun Taner Öykü Ödülünü alan Sevgilim İstanbul'un bu yeni basımında Nedim Gürsel'in ilk öyküleriyle birlikte bir kısa film senaryosu da yer alıyor.


Kadınlar Kitabı

Nedim Gürselin bu kitabı, 1983 yılında ilk kez yayımlanmış ve on gün sonra da toplattırılmıştı. Yazarı hakkında müstehcenlik gerekçesiyle dava açılmış, ancak sonuçta yazar aklanmış, kitap da yeniden günışığına çıkma şansı bulmuştu. Kadınlar Kitabını yeniden basarken, kitabın sonuna yazarın mahkemede yaptığı savunmayı da eklemeyi doğru bulduk. Ayrıca ünlü İspanyol yazarı Juan Goytisolo, bu kitap için bir de önsöz yazdı. Çevrilip birkaç ülkede yayımlanan bu kitabın ilgiyle okunacağına inanıyoruz. Nedim Gürsel bu kitabında bir yandan kendi kimliğini ararken, bir yandan da İstanbul kentine olağanüstü güzellikte bir aşk mektubu yazıyor. -Tahar Ben Jelloun-


Gemiler de Gitti

Yine uzak bir kıyıdan yazıyor Nedim Gürsel ve okurlarını yeni yolculuklara çağırıyor. Denize kayan kent Venedik'e, İsa'nın bile uğramadığı yoksul bir köye, naif ressam Pirosmanişvili'nin kenti Tiflis'e, güneyin seraplarıyla yıkımdan sonraki Saraybosna'ya, Saint-Nazaire' den demir alan transatlantiklerin dünyasına götürüyor. Bu yolculuğun duraklarından biri de Mevlânâ'yla Şems'in olağanüstü aşklarının tanığı Konya. Boğazkesen'in yazarı, öykü tadında okunan bu kitabıyla yeni ülkeler, benzersiz dünyalar keşfettirecek size.

Uzun Sürmüş Bir Yaz

1976 Türk Dil Kurumu Ödülünü kazanan Nedim Gürselin bu ilk kitabı, belli başlı Avrupa dillerine de çevrilmiş, ne var ki 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye'de uzun süre yasaklanmıştı. Yeni basımının genç kuşaklarca da ilgiyle karşılanacağını umuyoruz. Bir baskı döneminin, bireylerin iç dünyalarında yol açtığı sarsıntıları, işkence ve ölüm karşısındaki davranışlarını anlatırken, çocukluğun büyülü dünyasını da şiirsel bir dille yansıtan Uzun Sürmüş Bir Yaz için kitabın Fransızca çevirisine yazdığı önsözde Prof. Etiemble şöyle diyor: Önce iç sürgün, yani gizli eylem; sonra dış sürgün, yani yazmak. Özgürlük için savaşımın çetin, çok çetin olduğunu, çoğu kez şiddet eylemlerine dönüştüğünü biliyoruz? İstanbul baskı döneminin o tiksinç ve tehlikeli günlerini yaşıyor yeniden. Her önemli yapıt gibi Nedim Gürsel'in yapıtı da öylesine ince bir acıyla dokunmuş ki, çoğunluğun öyküsü öznel bir bilincin duyarlığında somutlaşıyor.
"Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma. Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında."
Yalnız sana sokulur, seni sahiplenirdi, ama dedenle büyükannene biraz uzak dururdu. Onlara kafa tuttuğu, boynuz vurduğu olurdu kimi zaman, sana asla. Sonra, bayram gelip çattığında ağlamana, bağırıp çağırmana aldırmadan bahçenin dibinde keserlerdi. Kahrolurdun! Koçun kanı toprağa akar, derisini yüzen kasap sanki sana çalardı bıçağı, senin canın yanar, senin kanın akar, senin derin yüzülürdü. Küserdin herkese. Herkes orada olurdu bayramda, annenle baban, teyzelerin. Eve yılda bir uğrayan hayırsız amcan bile. Onların varlığı avunman için yeterli değildi. İlle deden gelecek, başını okşayıp teselli edecek seni, ille aynı şeyi, her kurban bayramında anlattığı öyküyü anlatacak. İbrahim'e gökten bir koç inmeseydi onun yerine senin kurban edileceğini söyleyecek. Sen de gözyaşlarını silip kara kara düşünecek, derin bir iç çekişten sonra dedene hak verecek, Allah'a koçu gönderdiği için şükredeceksin. Yoksa sen yatacaktın bıçağın altına, senin kelleni kesecekler, ciğerinden kebap bağırsaklarından mumbar yapacaklardı. Hep böyle olur, her bayramda dedenin alıp getirdiği, kendi ellerinle besleyip okşadığın, alıştığın, erkek kardeşinmiş gibi bağlandığın koç senin yerine kurban edilir, ciğerin kebap etinden surra işkembesinden çorba bağırsaklarından mumbar yapılır, bir kısmı evde yendikten sonra artanı fakir fukaraya dağıtılırdı. Koçtan geriye, büyükannenle üzerine uzanıp açık pencereden yıldızlara baktığın sedirdeki pösteki kalırdı yadigâr.
Nedim Gürsel
Sayfa 37 - Doğan Kitap
"Bahçeleri hep evlerin arkasına ya da avlulara gizlemişler. Yalnız yabancılardan değil birbirlerinden bile kıskanıyorlar çiçekleri."
Karanlık göğü böyle bir baştan bir başa dolduran yıldızlar gerçekte ölülerin, seni böyle yalnız bırakıp gidenlerin ruhları değil miydi?
Nedim Gürsel
Sayfa 30 - Doğan Kitap
İlk başta da söyledim, ateşten bir gömlektir sevda. Giyince teni yakar, acıtır, sonunda zehirleyip öldürür.
Nedim Gürsel
Sayfa 55 - Doğan Kitap
"Onun kırmızı patik giyebilmesi için hizmetçi çocuklarının avluda yalınayak oynaması, babalarının tütüne giderken ayaklarına çaput sarmaları gerekiyordu."
Evet, telaffuz etmeden önce dikkatle tartmalı sözcükleri. Yoksa kendi ağırlığınca günahları tartılır mizanda. Bu "mizan" da ne demekse. Hiç duymamıştım. Sonra Kureyş'ten Muhammed adında biri çıktı, Allah'ın bizden yüce olduğunu söylemeye, yaymaya başladı. O'na eş koşulamayacağımızı, mahşer gününde mizan kurulup herkesin bu dünyada işlediklerinin tartılacağını, Allah'ı bir sayanların, yalnızca O'na kulluk edenlerin cennete, bize tapan, bize kurban kesenlerin cehenneme gideceklerini vaat etti durdu. İnsanoğlu öldükten sonra, bedeni toprak olduktan sonra dirilmesi mümkünmüş gibi. Bize gelince, biz başkayız. Onlar gelir geçer, biz bu dağlar durdukça, bu güneş tepemizde parladıkça kalırız. Muhammed'in ağzından bal akıyormuş diyorlar. Onu dinleyen bizden yüz çeviriyormuş. Yalan! Ben Kureyş'i bilirim. Bizden başkasına gönül indirmez onlar. Muhammed'in ağzından o güne dek hiç duyulmamış, büyülü sözcükler dökülüyormuş, öyle diyorlar. o da şair olmasın!
Nedim Gürsel
Sayfa 51 - Doğan Kitap
RABBİNİZ ERKEK ÇOCUKLARI SİZE ÖZEL KILDI DA, KENDİSİNE MELEKLERİ KIZ ÇOCUĞU MU EDİNDİ? GERÇEKTEN, SİZ ÇOK BÜYÜK SÖZ SÖYLÜYORSUNUZ. (İsra Suresi 40. Ayet)

Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere, romanın ana konusu İsra Suresi 40. Ayet’inde geçen, müşrikler tarafından hâşâ Allah’ın kızları olarak tanınan Lat, Uzza ve Menat isimli putlarla ve İslam’ın başlangıcı ile ilgili diyebilirsin; ama okurken kitabın içinde kendini de görürsün, yazar çünkü seni romanın karakteri yaparken roman içindeki anının da karakteri yapıyor ve sana kitap yazdırıyor. Kitap içindeki anıları okudukça kendi çocukluğundan, din ile tanışmandan bire bir uyumlu satırlar okuyorsun. Deden belki Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamamıştır, belki de kitaptaki deden gibi inançlı değildir belki de bir Osmanlı gazisi de değildir veya Piç İsmail diye sana sorgu yaptıran bir arkadaşın da yoktu, adı İsmail olsa bile lakabı piç değildi ama sen sayfaları okurken her bir şey aslında senin küçüklüğünden olan şeyler olduğunu fark edeceksin. Düşünmeyi seviyorsan, çoğunluğa uymayıp her zaman kendi fikrini üretmeyi seviyorsan bu kitap sana çok şeyler katacak emin olabilirsin. Bakma farklı kişilerin bu kitap hakkında dediklerine, Kitapyurdu bu kitabı satmıyormuş diye önemseme, Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme ve halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama” suçundan dava açılmasını da önemseme, oku sen bu kitabı ve okurken de düşün ve emin ol genel olarak hiçbir şekilde rahatsız edici bir şey olmadığını fark edeceksin kitapta. Okuyunca göreceksin ki sadece sana farklı yönden birkaç konu üzerinde düşünme yeteneği verecek. Kitap hakkında söylenilen olumsuz sözler belki sende bir acaba hissi oluşturuyor olabilir ama şunu da söylemek isterim ki bu kitabın gerçek yazarı yani sen değil, seni yazar gibi hissettiren gerçek yazarı 2009 yılında “Türkiye Yayıncılar Birliği İfade Özgürlüğü Ödülü” nü kazanmış; çünkü biliyorsun ki herkesin bir ifade özgürlüğü vardır ama ifade özgürlüğü adı altında da kimseye saygısızlık ve hakaret etme özgürlüğümüz de yoktur. Onun için Nedim Gürsel bu güzel romanının içeriğinde hiçbir şekilde hakaret ve incitici şekilde kullanmamış kalemini, provokatif bir yönü ise hiç yok, okuyunca sen de göreceksin ki sadece yaşanılan dönemden ve İslam kaynaklarında yazanları kaleme almış ve biraz da düşünceler ortaya atmış; yani Salman Rushdie ‘nün yaptığını, bir yerlere sert bir şekilde dokunma girişimini yapmamış, hakarete, incitmeye, sinir etmeye gitmemiş, bir modaya kapılıp hareket etmemiş ve yine okuyunca göreceksin ki böyle bir şey yapmaması kitaba daha gerçekçi bir hava vermiş, içinde olan sorgulara ise cevap vermek gerçekten de zor olmuş.

Garanik olayını bilir misin, hani şu şeytan ayetleri meselesini, evet hani Salman Rushdie böyle bir roman yazmıştı da İran tarafından ölümü helal görünmüştü, Aziz Nesin de bu kitabı Türkçeye çevirmek istemiş hatta bir bölümünü de Aydınlık gazetesinde yayınlamış ve sonrasında da gelen tepkiler sonucu tarihimizin hemen hemen en ayıp, en üzücü olaylarından biri olmuştu. Evet evet, doğru hatırladın Sivas’ta, Madımak Oteli’nde Cuma namazından çıkan cemaat “Allah’ım bu senin ateşin” diyerek hani belli bir kesimi yakmışlardı ya işte o olay. Kitap içinde Garanik olayına da değiniyor yazar ve bunları da Kur’an’dan ayetler ile destekliyor, şeytan ayetlerini o kadar güzel ve sağlam şekilde anlattığını göreceksin ki ya doğruluğunu kabul etmen gerekecek ya da red edebilmen için Kur’an’ı okuman ve daha çok araştırman gerekecek, Arapça değil Ama Türkçe okuman gerekecek, Türkçe okumalısın ki hakkında bir bilgin olsun, bir şeyler savunabilesin. Türkçe okuduğunda da ama bazı kelimeleri Arapçaları ile kıyaslaman da gerekecek ve dikkat etmeni isterim ki bazı isimler vs. Türkçeye çevrildiğinde sanki kutsallığını kaybedecek gibi. Mesela; Kur’an’da geçmiyor ama "Hacerü'l-Esved" in Türkçesini öğrendikten sonra, Kara Taş olduğunu öğrendikten sonra sanki tüm kutsallığını kaybedecek gibi gelecek sana, düşünsene Kabe içindeki o putlara dediğin kara bir taş parçası gibi sözleri artık cennetten geldiğine inandığın bir taşa söylüyorsun ve cennetin de kelime manasının “güzel bahçe” olduğunu öğrenince, kafanda yoksa bu cennet, uhrevi cennet değil mi gibi sorular da oluşacak. Dediğim gibi bunları okurken hiçbir şekilde hakaret vs. olmadığını göreceksin, sadece seni bir şeylerin farkında olmaya, daha farklı düşünmeye davet ettiğini anlayacaksın.

Menemen olayını biliyor musun peki? Ya da Kubilay olayını? İkisi de aynı olaylar. Hani şu genç öğretmen ve yedek subay Kubilay’ın öldürüldüğü, Nakşıbendi Tarikatı’nın yayılmak istendiği, Derviş Mehmet’in kendini mehdi olarak tanıttığı ve dini yaymak için adam öldürmekten, kelle kesmekten geri kalmadıkları olay. Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından bir başkasıdır ve din diye bilinen bazı şeyler yüzünden kan akmasına sebep olmuştur. İşte kitabı okurken bunları da göreceksin ve inancı bu şekilde sorgulayacaksın. Acaba ben neye inanıyorum ve neyin içindeyim diye. Okuduğum, kabul ettiğim kaynaklar hangi zihin türünün ürünleri diye düşüneceksin, kelimelere ve ritüellere daha çok önem vermen gerekecek ve onları daha çok araştırman, araştırırken de akıl süzgecinden geçirmen gerekecek; ama biliyorum ki bu kitabı alıp eline okumaya niyetlendiysen elbette bunları yapacaksın çünkü bu kitabı okuman da bunları yapmaya başlamanın bir delilidir. Allah’ın dininde akla ve mantığa aykırı hiçbir şey olmayacağını düşünecek ve göreceksin, ortada bilimsel bir gerçek var ise bu bilimsel gerçeğin din ile çelişmemesi gerektiğinin de sonucuna varacaksın.

Lat, Uzza ve Manat biliyorsun ki İslam’dan önce Kabe’de bulunan müşriklerin taptığı, Allah’a ortak koştukları ilahçıkları ve yine biliyorsun ki Allah’ın kızları olarak biliniyordu bunlar. Sonra Allah, Hz. Muhammed’i elçi seçti, O’nu risalet görevi ile taçlandırdı ve bu sözde ilahçıkların hükmü yavaş yavaş ortadan kalktı ve kırıldılar, tapılan bu taş parçalarının kendilerine bile faydaları yokken onlara tapanlara nasıl olabilsin ki düşüncesi gelecek yine aklına. Yavaş yavaş ortadan kalkmadan önce de İslam’ın doğuşuna ve yayılışına şahit oldular ve onlar bu romanda dile gelip bu süreci anlatıyorlar, Hz. Muhammed’ten konuşuyorlar ve O’nun hakkındaki görüşlerini belirtiyor. Konuşurlarken de zekerlerden, ellerin apış arasına gitmesinden bahsediyorlar, Hz. İbrahim’den de konuşuyorlar ve söylemleri biraz farklı belki de alaylı, sanırım bunların bazı kesimleri ve seni rahatsız ettiğini fark edeceksin. Müşriklerin Allah’la beraber taptığı, Allah’a ortak koşup şirke bulaştıkları bu taş parçaları “nasıl olur da dile gelmiş” gibi gösterilmiş diyecek ve düşüneceksin, haklı olabilirsin, insan bu durumdan rahatsız olmuyor değil, korkmuyor da değil. Peki sadece bu kısmı bir roman olarak, bir kurgu olarak düşünmek yeterli mi? Bilmiyoruz, tartışılabilir, üzerinde uzun uzun düşünülebilir ama dile gelme kısımları senin hoşuna gidecek.

Kitabı okuyup beğendikten sonra Youtube’a girecek ve arama kısmına Nedim Gürsel yazacaksın ve karşına aşağıdaki video çıkacak. Videoyu izleyeceksin ve videodaki okuyan kişilerin verdikleri tepkilere şaşıracaksın.
https://www.youtube.com/watch?v=3kcbPUJ5RbI
Bu kitap 2008 yılının en çok konuşulan kitabı olmuş ve Yazarı Nedim Gürsel hakında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçlarından soruşturma açılmış.
Sakıncalı bir kitap (?!) kimine göre...
Allah’ın Kızları; İslamiyetten önce Kabe’de bulunan ve Allahın Kızları olarak adlandırılan Lat, Uzza ve Manat putlarını konu alan masalsı anlatılarla oluşmuş bir kitap.
Ayrıca ; İslamiyetin kabulü , Hz. Muhammed’in hayatını ve Cumhuriyet tarihinin en kanlı olaylarından biri olan Menemen Olayı’nı da konu alarak İslamiyeti, gelenekleri, dini ve inançları, inanç sistemini sorguluyor.
İnsanı ağır düşünmeye, sorular sormaya ve sorgulatmaya teşvik ediyor.
Kurgusunu efsaneler, mucizeler ve destanlar süslüyor.
En ilgimi çeken ise kitabın anlatıcısı anlattığı kişiye ‘sen” diye hitap ediyor. Bu da okuyucuyu kitabın ana karakteri yapıyor. Hatta dede ve torun ilişkisiyle de anlatımı günümüze dek getiriyor.
Ben yaşamda herşeyin ama her bir şeyin (hakaret küfür içermediği sürece) konuşulabileceğine, sorgulanabileceğine, inananlardanım.
Bazen okurken zorlansam da, hatta yer yer sıkıldığım anlar da olsa, dogmalardan uzak olduğumdan bu kitabın sorgusunu hazırdım.
Anlamlandırabiliyordum..
Eğer aksi durumda iseniz bu kitabı okumayın.
KitaplaKalın
Zaman 1950 li yılların ortası .Kahramanımız , Galatasaray Lisesi’nde okuyan , 27 Mayıs darbesini yapan subaylardan birinin oğludur . Arkadaşları Beyoğlu’nun arka sokaklarında cinselliği keşfederken o en yakın arkadaşının annesiyle yasak bir aşk yaşamaktadır.İlişki yaşadığı kadın Menderes’in bakanlarından birisinin karısıdır.Darbe olmuş ve seçilmişler hapse atılmışlardır.

Kitap her şeye karşı gelen ,isyankar , kafayı sıyırmış bir yaşlı adamın ( yüzbaşının oğlu ) anlatımıyla başlıyor ve sırasıyla çoçuk , ergen , yaşlı adam psikolojik durumları ,çeşitli mekansal ve tarihsel arka fonlarla gözlerimizin önüne seriliyor.

Kitapta sosyolojik, psikolojik, siyasi, edebi, tarihsel pek çok değinilen konu var. Darbe döneminin acıları , günümüz siyasetinin yozlaşmış hali , okul anıları, takılan lakaplar , argolar ,fıkralar , tekerlemelerle süslenmiş olaylar , cinsellik katılarak , trajediyle mizahın birbirine girdiği akıcı bir dille bize aktarılıyor.

Okuma sırası olarak 3. yada 4. sıraya koyduğum kitabı incelemek için elime aldım ve bırakamadan okudum .Çok keyifliydi , en kısa zamanda dönüp tekrar okumak istiyorum. Mustafa Güler.
Fena değil bir kitap..Yazarın seks maceraları gibi..Cok cezbeden bir tarafı yok..Ben ince bir kitap diye okudum...Bir seks tutkunu Türk erkeģinin andropoza girince 'hey gencligim hey be' diyip yazdigi bir anlati...Gecmis olsun dilerim kendisine..Kimse ayranım eksi demiyor zaten..hehehe :) iyi okumalar..
Ama Osmanlı fethettiği ülkelerde yaşayan Hristiyan toplulukların inanç özgürlüklerine gösterdiği hoşgörüyü,onların uygarlığıni simgeleyen dinsel yapılara göstermedi.
Okuduğum oldukça farklı kitaplardandı, yakın tarih ve Fatih Sultan Mehmet'in hayatının birarada işlenmesi, ve birbirinden tamamen farklı konuların işlenişi biraz zihin yorucu olsa da, üstelik kitabın her iki kısmındaki betimlemelerini fazla bulsam da, edebiyatseverler için güzel notların alınabileceği, tarih severlerin ise ağzı açık okuyacagı nitelikte bilgilerin yer aldığı bir kitap.Fakat, kitabın içinde yer alan birçok bilginin kurguya yakın bir hali vardı, bir kaynakçanın olması çok daha açıklayıcı olabilirdi, efsanelesen kısımları ayırmak için.Ek olarak sonu oldukça farklı ve sarsıcıydı.
Portmodern bir yapının üzerine oturtulan bu roman gerçekten ilgi çekiciydi. Ardında oldukça büyük bir emeğin olduğu aşikâr... Tarih, sosyoloji, efsaneler... Nedim Gürsel'in kalemi dert görmesin. Hararetle -özellikle tarihin bilinmezlerine dalmayı sevenlere- öneririm.
Eğer birgün klasik seyahat kitaplarının anlattıklarının dışında, orayı derinlemesine yaşayan bir insanın anlatımıyla hissetmek istiyorsanız bu kitabı okuyun.Nedim Gürselle adım adım İtalya'yı gezmek, "çok okuyan mı çok gezen mi bilir?" sorusunu kendiliğinden cevaplıyor. Okurken onunla beraber bazen bir sokağı adımlayacak,bazen bir meydanda kahvenizi içecek bazen de bir müzedeki bir sanat eserini ayrıntısıyla inceleyeceksiniz.
Nedim Gürsel, bir yandan Fatih Sultan Mehmet'in Rumeli Hisarının yapımının ve İstanbul'un fethinin romanını yazarken, diğer yandan romanın yazım sürecini de romana ekleyerek başarılı bir kurgu oluşturmuş. Tarihi kişilere can vererek onları farklı bir bakış açısıyla ve yeniden, roman tadında tanımamızı sağlamış. Ben beğendim. Öneriyorum..
Toplasak bir elin parmak sayısından az diyalogları, tasvir ve tahlilleriyle gönlüme tahtını kuran bir kitaptan söz etmeli artık.

Nedim Gürsel, henüz kitaplarını okumadığım, kitapçıda sürekli kitaplarıyla göz göze geldiğim, araştırmalarıma göre kültür birikimine sahip bir yazar. Şimdiye kadar birçok eser yazmış. İlk Kadın kitabı, onun kaleminden okuduğum ilk kitap olsa da eminim ki diğer eserleri de Gürsel imzasının hakkını veriyordur.

İlk Kadın deyince akla neler gelebilir? Bir düşünelim mi? Tabi bu kitabı okumadan evvel zihninizde canlandırdığınız tüm cevapların bir içsel sebebi ve tutkusu vardır.

Ben, bu tutkuyu İlk Kadın'ı okumamın ardından tepetaklak ederek dört bir yana savurdum.

Adına bakınca akla bir kadın gelse de kitaptaki ilk kadın İstanbul... Her ne kadar İstanbul arka planında nevrotik şahsın annesi, sevdiği kadın ve sokaktaki bir kadını dile getirmesi olsa da ben daima İstanbul'un kadınlığını okudum bu eserde.

Peki, bir şehre aşık olsanız hangi şehir olurdu bu kent? Benim bir cevabım henüz olmasa da Nedim Gürsel, içindeki İstanbul aşkını dört dörtlük bir tabloyla dile getiriyor kitapta.

Tepebaşı'nı, Kasımpaşa'yı, Haliç'i... Ve her noktasını... Ve şehrin geçmişini kabullenip aşık olunan kadın imgesine yerleştirerek geleceğine taşıyan bir yazar.

Onun İstanbul'a olan aşkını kitaptaki nevrozumuzun dünyasına yansıtılmasını ve ön planda olan anne, sevgili ve öteki kadın imajını psikolojik travmasında ele veriyor.

Ben bu kitapta en çok, henüz her yerini gezmediğim İstanbul'u, tahlillerini, nevrozumuzun iç bunalımlarını, kadın imgesine verilen manaları sevdim.

Ben en güzel, kitabın son sayfalarındaki son dakika golünü sevdim.

Bırakın diyaloglar olmasın bir kitapta. Sadece içinde sürüklendiğimiz betimlemeler olsun yeter...

Yazarın biyografisi

Adı:
Nedim Gürsel
Unvan:
Yazar
Doğum:
Gaziantep, 1951
1951 yılında Gaziantep'te doğdu. 1970'te Galatasaray Lisesi'ni, 1974'te Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı yerde karşılaştırmalı edebiyat doktorası yaptı. İlk yazıları 1969'tan itibaren edebiyat dergilerinde yayınladı. Sorbonne Üniversitesi'nde Türk Edebiyatı dersleri verdi. Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi'nde (CNRS) Türk Edebiyatı üzerine araştırma başkanı olarak çalıştı. Kitapları yabancı dillere çevrildi. ESERLERİ

Boğazkesen (Fatih'in Romanı)

Nedim Gürsel’in Boğazkesen’deki Fatih Sultan Mehmet algılaması ve tasviri eleştirilere uğradı.Gürsel, tarihi bir kişiyi anlatmasına rağmen bu kişiliğin bir roman kahramanı olduğunu söyledi.

Yapıtları yalnızca Türkiye'de değil, Batı ülkelerinde de yankılar uyandıran bir yazar Nedim Gürsel. Bu kez tarihle buluşturuyor bizi, daha doğrusu, Anadoluhisarı'ndaki eski bir yalıda Fatih dönemi üzerine bir roman yazan kahramanın öyküsüne, geçmişte kalmış kişilerin öykülerini katıyor. Fatih Sultan Mehmet, Çandarlı Halil, Uluğ Bey gibi tarihsel kişilerle saray cücelerinin, içoğlanlarıyla gezgin dervişlerin, Bizans yosmalarıyla keşişlerin öykülerini birlikte anlatıyor. Ne var ki tüm varoluşunu yazdığı romana adayan kahramanın yaşamına 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte giren genç ve güzel bir kadın altüst ediyor her şeyi. Yapıtıyla sevgilisi arasında bocalayan roman kahramanı, bir seçim yapmaya zorlanıyor. Hem tarihsel bir roman Boğazkesen, hem de bir tutkunun, bir aşkın romanı. On beşinci yüzyıl Osmanlı tarihini ve İstanbul'un fethini tüm ayrıntılarıyla, seyrine doyulmaz bir minyatür renkliliğiyle okura sunan Nedim Gürsel, iki ayrı eksende gelişen anlatıyı ustalıkla yürütüyor, okuru serüvenin iki ayrı zamanında sürükleyip götürüyor.

Sevgilim İstanbul

Nedim Gürsel, yabancı ülkelere çevrilip yayınlanan kitaplarıyla, edebiyatımızı sınırlarımızın dışına taşımış değerli bir yazarımız. Boğazkesen adlı romanı, Türkiye'de aylarca satış listelerinden inmedi. Sevgilim İstanbul adlı bu kitapta, dünyayı yapayalnız dolaşan gurbette bir yazarın aşklarını, anılarını, özlemlerini bulacaksınız. Öykülerin kahramanı, Paris, Moskova, Leningrad, Atina, Cezayir, Marakeş, New York ve İstanbul'da dolaşırken, gerçekte belleğinin derinliklerinde yol alıyor. Her gittiği ülkeye, her gördüğü kente kendi geçmişini de taşıyor çünkü. Fransız Pen Kulübü Jüri Özel Ödülü ile Haldun Taner Öykü Ödülünü alan Sevgilim İstanbul'un bu yeni basımında Nedim Gürsel'in ilk öyküleriyle birlikte bir kısa film senaryosu da yer alıyor.


Kadınlar Kitabı

Nedim Gürselin bu kitabı, 1983 yılında ilk kez yayımlanmış ve on gün sonra da toplattırılmıştı. Yazarı hakkında müstehcenlik gerekçesiyle dava açılmış, ancak sonuçta yazar aklanmış, kitap da yeniden günışığına çıkma şansı bulmuştu. Kadınlar Kitabını yeniden basarken, kitabın sonuna yazarın mahkemede yaptığı savunmayı da eklemeyi doğru bulduk. Ayrıca ünlü İspanyol yazarı Juan Goytisolo, bu kitap için bir de önsöz yazdı. Çevrilip birkaç ülkede yayımlanan bu kitabın ilgiyle okunacağına inanıyoruz. Nedim Gürsel bu kitabında bir yandan kendi kimliğini ararken, bir yandan da İstanbul kentine olağanüstü güzellikte bir aşk mektubu yazıyor. -Tahar Ben Jelloun-


Gemiler de Gitti

Yine uzak bir kıyıdan yazıyor Nedim Gürsel ve okurlarını yeni yolculuklara çağırıyor. Denize kayan kent Venedik'e, İsa'nın bile uğramadığı yoksul bir köye, naif ressam Pirosmanişvili'nin kenti Tiflis'e, güneyin seraplarıyla yıkımdan sonraki Saraybosna'ya, Saint-Nazaire' den demir alan transatlantiklerin dünyasına götürüyor. Bu yolculuğun duraklarından biri de Mevlânâ'yla Şems'in olağanüstü aşklarının tanığı Konya. Boğazkesen'in yazarı, öykü tadında okunan bu kitabıyla yeni ülkeler, benzersiz dünyalar keşfettirecek size.

Uzun Sürmüş Bir Yaz

1976 Türk Dil Kurumu Ödülünü kazanan Nedim Gürselin bu ilk kitabı, belli başlı Avrupa dillerine de çevrilmiş, ne var ki 12 Eylül darbesinden sonra Türkiye'de uzun süre yasaklanmıştı. Yeni basımının genç kuşaklarca da ilgiyle karşılanacağını umuyoruz. Bir baskı döneminin, bireylerin iç dünyalarında yol açtığı sarsıntıları, işkence ve ölüm karşısındaki davranışlarını anlatırken, çocukluğun büyülü dünyasını da şiirsel bir dille yansıtan Uzun Sürmüş Bir Yaz için kitabın Fransızca çevirisine yazdığı önsözde Prof. Etiemble şöyle diyor: Önce iç sürgün, yani gizli eylem; sonra dış sürgün, yani yazmak. Özgürlük için savaşımın çetin, çok çetin olduğunu, çoğu kez şiddet eylemlerine dönüştüğünü biliyoruz? İstanbul baskı döneminin o tiksinç ve tehlikeli günlerini yaşıyor yeniden. Her önemli yapıt gibi Nedim Gürsel'in yapıtı da öylesine ince bir acıyla dokunmuş ki, çoğunluğun öyküsü öznel bir bilincin duyarlığında somutlaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 158 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 113 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.