- Öğrettiklerinizin doğruluğuna inanan öğretmenler miydiniz baba? Ya da doğru saydıklarınızın peşinde miydiniz? Onları araştırıyor muydunuz? Size üstlerinizden "öğretiniz" diye buyurulanların yararını tarttınız mı? Yaygın iyilikseverlik anlayışının kısır bir özduyumdan öteye varmadığını anlayabildiniz mi? Eğitimdir diye sunduklarınızın boyutlarını ya da boyutsuzluklarını düşündünüz mü? Bırakın öğretmenliği, insan olarak bireylerin tekil iyilikleriyle genel düzelmeler olmayacağını hiç düşündünüz mü? Epeydir toplumdan soyutlanmış acımalara saygım yok benim. Çünkü duygusal boşalımların kolaylığı sadece kişiyi rahatlatır.
Başucundaki iskemlede yarım bardak suyla üç ilaç şişesi, bulaşık bezi olarak kullanılan çizgili bezlerden birisi vardı. Bununla hastanın terlerinin alındığını hemen çıkarmıştı Emine. Evin öz çocuklarına hiçbir şeyin çok görülmediği bu yerde, ağır ateşli bir hastalığın elinde tutsak olan öksüz küçük kızın terlerini silmeye ayrılan bezin temiz olsa da bu olması dokunmuştu Emine'ye.
Bana anam babammış, yurdummuş gibi geliyor Cemşit, derdi Melek. Bu yaşa kadar beni savurup sarsan ne varsa Cemşit' e yakıştırıyorum. O kavruk içli Anadolu türküleri gibi geliyor bana.
- Seni öldü desek, ırzına geçsek, sakat etsek, hesabını bizden kimse soramaz. Siz bu yurdu sahipsiz mi sandınız?
- Size öyle gelmiyor mu? Madem ben vatandaşım ve benim bedelimi size kimse ödetemez, öldürseniz de arkalayanım olmaz, üstelik beni savunanlara da aynı şeyi yaparsınız, bu sahipsizlik değil de nedir?