Siz dost değil, bir üslupçusunuz; zaten dostluk dediğiniz yüceltilmiş kavram da, gerçekte iki kişinin içlerini, içlerindeki bulaşık sularını karşılıklı birbirlerine dökmelerinden başka bir şey değildir...
Geç kalınmış bir yolculuk, mevsim artık güz sonu, her yanı sis kaplamış, yaşlılığın kırağıları, buzlarıyla kaplı gideceğim yol; yarın bir gün açılacak mezarımın üzerinde rüzgâr uğulduyor...
Size karşı duyduğu o sürekli, içten ve dolu dolu nefretin altından son derece içten, ölçüsüz bir aşk ve çılgınlığın ışıkları çakıyor! Öte yandan bana duyduğu aşkın altından da her an, yine büyük bir içtenlikle duyduğu müthiş bir nefretin ışıkları parıldıyor.