Aniden, eskileri unutsam da okumaya ve yeni şeyler öğrenmeye devam edersem, zekamın bir kısmını muhafaza etmeyi başarabileceğim kafama dank etti. Şu anda aşağıya inen bir asansördeydim. Böylece durup beklediğim takdirde er geç en aşağıya kadar inecektim ama yukarıya doğru koşarsam belki de aynı yerde kalmam mümkün olabilirdi. Önemli olan şey, ne olursa olsun yukarıya doğru koşmaya devam etmekti.
Ben zekanın tek başına hiçbir anlam taşımadığını öğrendim. Burada, sizin üniversitenizde zeka, eğitim ve bilgi büyük idoller haline gelmiş. Ama şimdi biliyorum ki, hepinizin atladığı bir şey var: sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim beş para etmez.
Görüşmelerimde bu insanları dünyaya kazandırmak için girişilmesi gereken herhangi bir rehabilitasyondan veya tedaviden söz edilmemişti. Kimse ümit sözcüğünü ağzına almamıştı. Konu sadece yaşayan ölülerdi-veya daha da kötüsü, hiçbir zaman tam anlamıyla yaşıyor ve biliyor olamayan insanlar ve onların yarattığı duyguydu. Doğdukları andan itibaren solmuş ve kurumuş olan canların ve her gün gözlerini geçen zamana ve boşluğa dikmeye mahkum olanların yarattığı duygu...