Papaz olmanın kötü yanı, her gün birçok kez yalan söylemek zorunda olmasıydı. Çünkü insanların durumların kötü olduğu ve hep daha kötüye gideceği yönündeki apaçık gerçeği değil, her şeyin yolunda olduğunu ya da yoluna gireceğini duymaya ihtiyacı vardı.
"Erkekler de kadınlar da insandır. Ve insanlar olarak hepimiz yetiştirilme tarzımızın ürünü, yavan eğitim sistemlerimizin kurbanı ve kendi davranışlarımızın sorumlusuyuz. Kısacası kadınların erkeklerden düşük görülmesi de erkeklerin kadınlardan üstün sayılması da biyolojik değil, kültürel. Ve tüm bunlar iki kelimeyle başlıyor: pembe ve mavi. Sonra da her şey çığ gibi büyüyerek kontrolden çıkıyor."
Elizabeth neden onu kendileri gibi bir insan olarak, bir meslektaş, bir arkadaş olarak, kendilerinin dengi olarak, hatta sokaktaki bir yabancı, arka bahçesine ceset gömdüğünü öğrenmedikleri sürece ister istemez saygı duyacakları biri olarak göremediklerini hiç anlamıyordu.
"Önceliği kendine verdiğin bir an. Sadece sen. Ne bebeğin, ne işin, ne ölmüş Bay Evans, ne pislik içindeki evin, ne başka bir şey. Sadece sen. Elizabeth Zott. Neye ihtiyaç duyuyorsan, neyi istiyorsan, neyi arıyorsan o anda o şeyle bağ kur." Sahte incilerini sımsıkı kavradı. "Ve kendini ona ada."
''Diyorsunuz ki evli olmayan bir adam, evli olmayan bir kadını hamile bırakırsa bunun erkek için herhangi bir sonucu olmaz. Hayatına devam eder. Her zamanki gibi."