Tilkinin kuyruğu kayaya sıkışmış ve kurtulmak için kuyruğunu kesmek zorunda kalmış. Daha sonra bir başka tilki onu gördüğünde “Kuyruğunu neden kestin?” diye sormuş. Kuyruğu kesik olan; “Böyle kendimi çok mutlu hissediyorum şimdi o kadar mutluyum ki adeta sevincimden havalara uçuyorum” demiş. Bunun üzerine diğer tilki de kuyruğunu kesmiş. Fakat mutluluk yerine şiddetli bir acı çekmiş. Hemen tilkiye gelip; “Neden bana yalan söyledin çok canım acıdı ?” demiş. Tilki; “Eğer acı çektiğini diğer tilkilere söylersen onlar asla kuyruğunu kesmez ve bizimle dalga geçerler.” demiş. Bu iki tilki diğer tilkilere yaşadıkları mutluluğu (!) anlatmışlar. Böylece tilkilerin çoğu kuyruklarını kesmişler. Çoğunluk onlara geçince bu seferde kuyruğu olanlarla dalga geçip onlara eziyet etmeye başlamışlar. Bir toplumda bozulmalar artınca bozuk insanlar iyi insanları ayıplarlar ve dalga geçerler.
Eskiler, "gönül deniz , dil sahildir, gönülde ne varsa dile o vurur " derler. İletişim kurarken üslubumuz bir ayna görevi görerek karşı tarafa bizi yansıtır. Bu yüzden iletişimde bizi farklı kılan yönümüz üslubumuzdur. Ziya Paşa'nın ifadedesiyle , "üslûbu beyan , ayniyle insan"
Öldükten sonra gideceğin yerden eminsen ve her türlü acıya dayanacak bir şekilde yetiştirilmişsen, korku, anlamını yitirirdi... İşte cesaret; böyle bir şeydi!