sonunda yeni ve yakası olmayan bir kefene sarınacak olduktan sonra bu yalan dünyanın ibreti ne olabilirdi ki ? bir zamanlar bütün dünyaya hükmedip cümle mülke “benim diyenler bu adamlar mıydı, şu taşlara başlarını koyup yatanlar bir vakit köşkleri sarayları beğenmeyenler miydi ? bir vakitler beylik yapan, kendisine kapıcı tutanlar acaba bunlardan hangisiydi ? hani o şirin sözlüler nerde o güneş yüzlüler sorsam araştırsam bulur muydum ? Kabristan; bir ibretlik yer idi ne kapı vardı giresi ne yemek vardı yenesi ne ışık vardı göresi ...
“her ne ki arıyorsun aradığın ancak sensin ... iyinin de kötünün de fidanı senin içinde büyür ... her meyvenin içi kabuğundan yeğdir ... sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir ... alemin varlığını ancak kul olarak anlayabilirsin ... Allah Muhammedi önce kul sonra resul edindi ‘Abdühü ve resulühü’ demekten murat kulluğun peygamberlikten önde geldiğidir Allaha karşı tam kul olmak varlığa karşı tam hür olmak anlamına gelir dünyanın hürriyeti Allaha kul olmakla mümkündür nitekim Hz. Peygamberin bir adı da Abdullahtır yani Allahın kulu ... “
bana “yunus” dedi parmağını kalbimin üzerinde gezdirerek “burası kalbinin en değerli yeridir burada siyah bir nokta vardır canın canı sevenin cananı buradadır o nokta yoğun bir damla kandan ibarettir adına ‘süveyda’ yahut ‘sevda’ derler siyaha çalan rengi yüzündendir bu isim çünkü sevda kara talih içinde o kara kan damlasında büyür bütün tecelli denizleri bütün aşk fırtınaları işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa parçaları bütün vücuda dağılır aşk işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa aşık artık ne yaptığını bilmez olur”
sevgilinin gözünden akan bir damla bir erkek için ya hazinedir ya da hazineyle tartılır. çaresizlik yollarınızı bağladıysa o damlayı görseniz de iç acıtır görmezden gelseniz de ...