“pirâne serem ışk-ı cevâni beşer üftâd
vanârz ki der-dil binehüftem bider üftâ”
(*) şu ihtiyarlığımda gençlik aşkım yeniden başladı
halbuki ben aşkı yıllardır kalbime gömmüştüm
Bugün hapishane tarafından bakıldığı zaman bu taşların biraz ötesinde göze çarpan kocaman çınar o zamanlar belki dikilmemişti bile.Bu çınarın da ayrı ve acıklı bir hikayesi vardır; dallarına binlerce mazlum veya sanık asıldığı için tarihimizde “şecer-i vakvak” unvanını almıştır.Cami meydanında idam edilen yeniçerilerin cesetleri de yine o ağacın altına atıldığı için bir şairin; “meyva vaktinde yetiştik şecer-i vakvakın” mısrası ile merhamete ve insanlığa yakışmayacak şekilde alay konusu olmuştur.
(*)şeçer: ağaç
vakvak:yemişleri insan biçiminde olduğu söylenen bir masal ağacı
şecer-i vakvak: istanbulda atmeydanında yani şimdiki sultan ahmet meydanında bir çınara verilen ad öldürülen bazı büyüklerin kafaları kesilip bu ağacın dallarına asılırdı
Askerliğin birinci şartı cesaret ve hatta ölürken bile gülmektir.Asker gözyaşını şehit düştüğü zaman bedenini süsleyen yahut düşmanını öldürdüğü zaman kılıcından o mağlubun üzerine dökülen kan damlalarında görür.Asker gerçekten askerse mezarının en karanlık köşesinde cennete açılan bir pencere bulur.Asker gerçekten askerse bedeni topak altında yatarken ruhu gökyüzünde ünü halkın dilinde övgüyle dolaşacağını düşünür ve yerin altını üstü ile eşit ve belki yerin altını daha üstün görür.Asker gerçekten askerse rahat döşeğinde ölüp de şöyle bir mezara atılıvermekle şan meydanında şehit edilerek mezara bedel bir ulusun kalbinde yatmak arasında ne büyük bir fark olduğunu çok iyi bilir.
acıma duygularımız çok defa anne, yahut kadın kucağında, cüret ve cesaretimiz ise baba, yahut erkek koltuğu altında beslenip gelişir. bu bakımdan cennet anaların ayağı altında olduğu kadar babaların da koltuğu altında, kılıçlarının gölgesinde bulunabilir. bir anne çocuğunu gereğinden fazla şefkat göstererek şımartabilir, fakat amacı elbet şımartmak değil eğiitmektir.