sinvoz

Sizi Görmeliydim
Hiçbir şey hoşuma gitmiyor. Her şey rahatsız ediyor beni. Gençler, yaşlılar, giyimler, kuşamlar, konuşulanlar, dolaşmalar, kalabalıklar, karmaşa, televizyonlar, radyolar. Bunun ruhsal bir çöküntü hali olmadığını biliyorum. Ama bunu bilmek rahatsızlığa engel değil. Durup dururken kızıyorum, içim taşacak gibi oluyor. Mesela… Çok düzgün bir adamdı benim babam. Sanata hevesliydi, o kadar. Neye kızıyorum şimdi? Babama mı, dedeme mi, anneme mi? Çiğdem’e kızıyorum.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sizi Görmeliydim
İstanbul büyülü bir şehir. İlkin korkutmuştu beni. Çok yer görmüştüm, büyük şehir olduğu için değil, başka bir şey vardı. Sezmiştim. Bir şeyler kirliydi, açık vermemek gerekiyordu, hem de hiç. Kayıt için gelmiştim. Okul açılıncaya kadar tanımaya çalıştım. Büyük şehirler insanlara benzer. Belirli bir şekil, şemali vardır, belirli bir karaktere sahiptir. İlk bakışta göze çarpar, az çok anlaşılır ama inişler ve çıkışlarla doludur. Tıpkı insanlar gibi. Bir sabah bambaşka bir yüzünü görür şaşırırsınız, bir gece takındığı eda korkutur sizi. Tekdüze değildir. Görebilen için hiçbir insan da tekdüze değildir. Hangi şartlarda ne şekil davranacağını kestirebilir misiniz bir insanın. Sınırlarını bilebilir misiniz? Dayanma gücü, sabrı, nefreti, sevgisi. Değişir, zamana göre, ana göre, duruma, şarta göre. İstanbul…
Sizi Görmeliydim
Hiçbir şey yapmadan bir gün daha geçti. Günler birbirinin kopyası artık, üstelik sadece yapılanlarıyla değil, yapılmayanlarıyla da. İçimdeki kaçmak isteği –bu kelime uygun mu; kaçmak- derinleşti. Gece boyunca rahatsız etti beni. Bakıyorum, şu an hayatımda rahatsızlık verecek ne var? Varsa bile küçük şeyler… Ama bu his… Etkinliğimi yitirdim. Ne uğruna. Bir kızın gözleri ne kadar yeşil olabilir? Yakışıyor mu sana? Biraz düzgün bir adam olsam, yakışabilirdi ama değilim. Eğreti duruyordu. Hatta durmadı, kayıp gitti üzerimden. Aktı gitti, bir avuç su gibi… yeşil. Su yeşili. Çiğdem’in gözleri. Duygusallığa bak, aşk ölesiye. Hücrede ondan mı aldım gücümü? Kendime acıdım. Aşk ufaladı bizi, yumuşattı diye, biz de aşkı ufaladık. Şimdi kapının dışındaki çöp sepeti gibiyim.
Sizi Görmeliydim
Gitti. Bir şeyler eksik kaldı sanki, yine. Sınıfta giremedim. Sabahın köründe bu ders için kalkmadım mı yataktan? Koridorlarda dolaştım. Avluya çıktım. Dışarıda durulmaz bu havada. Ama hep dışarıdayız. Dışarıda kaldık. Dün gece sana gelecektim neredeyse, uyuyor muydun? Uyuyorsundur. Beni dövdüler… Güldüm kendime, aptalca geldi çünkü. İnsan nasıl da yavşaklaşıyor, azıcık kalbine doğru meyledince. Zaten sabahın köründe kalkmadım, öğlene kadar uyudum.
Sizi Görmeliydim
Meyhaneler sokağına gittim Kumkapı’da. Balıkçı Nail’in yanına takıldım. Buzdolabının yanına oturttu beni, biraz lafladık. Vaziyetten bahsetmek gereksizdi, başım ağrıyor diye rakı açtı bana. İkramı sevmem. Arkadaşlığa inanmadığımdan belki. Ya da insanlara güvenmediğimden. Yoksa arkadaşlık diye bir şey var tabi, yadsıyamam. Arkadaş yok sadece. Taklit yapanlar var, arkadaşımsılar. Gereksiz. İçmedim. Sabit fikirli derler bana, Nail Ağabey de öyle der. Varsın desin. Yirmi sekiz yaşındayım, fikirlerimin artık sabitlenmiş olması doğal. Güleriz. Fena bir adam değil aslında. Gün görmüş. Gün görmüş adamlar usulünce istemeyi iyi bilirler ve ben kolaylıkla hayır diyemem. Belki o yüzden sevmem ikramı. Güvenmek demiştim ya zaten, aynı şey değil mi?
Sayfa 28·Kitabı okudu