Annemle babamın birçok dostu ve onların çocuklarının çoğu da diploma sahibi. Ne ki, bu istedikleri işi yapmayı başardıkları anlamına gelmiyor. İlgisi yok. Üniversiteye gelmişler, çünkü üniversitelerin çok önemli sayıldığı bir zamanda birisi onlara dünyada yükselebilmek için diploma sahibi olmak gerektiğini söylemiş. Ve bu yüzden de dünya bazı olağanüstü bahçıvanlar, fırıncılar, antikacılar, heykeltıraşlar ve yazarlardan yoksun kalmış.
Ninemin öğüdüne uyarak, rüyanın sonunu kesip atmak için başucumdaki konsola açık bir makas bırakacağım. Ertesi gün, makasa belki de pişmanlıkla bakacağım; ama ya bu dünyada yaşamaya yeniden ayak uyduracağım ya da çıldırmayı göze alacağım.
Yalnızca görebildiğimiz, duyabildiğimiz ve açıklayabildiğimiz şeylerin bir anlam taşıdığı o dünyaya geri dönüyorum; belki de bir parçam geri dönüyor demek daha doğru. Aşırı hız yüzünden kesilen trafik cezalarının, banka veznelerinde tartışan, durmadan havaların ısınmasından ya da soğumasından yakınan insanların dünyasına, korku filmlerine, Formula I yarışlarına geri dönmek istiyorum. Ömrümün geri kalan günlerinde yaşamak zorunda kalacağım evren bu işte. Evlenip çoluk çocuk sahibi olacağım ve geçmiş uzaklarda kalmış bir anı olacak; o zaman kendi kendime şunu soracağım: Nasıl bu kadar kör olabildim? Nasıl bu kadar saf olabildim?
Yüreğim, benim dünyamdan olmayan bir kadın tarafından baştan çıkarılmamak için boşa direniyordu. Mantık yenik düştüğünde, boyun eğmekten ve âşık olduğumu kabullenmekten başka çarem kalmamıştı.