sinvoz

Rio, kendimi bazen çok garip hissediyorum. Hatırlar mısın? Eskiden okuduğumuz bir yazar vardı: Jacques Rigaut. Ne diyordu biliyor musun bir cümlesinde? “Bazen elimi yüzüme götürdüğümde bir burun, bir ağız bulamamaktan korkuyorum” İşte böyle söylüyordu kitabında. O zamanlar benim için hiçbir şey ifade etmiyordu bu cümle. Ama şimdi bazen ben de korkuyorum yüzümü bulamamaktan. Hayatta sadece seni tanıyormuşum gibi geliyor. Sadece Rio’yu. Bazen başka hiçbir şey bilmediğimi düşünüyorum. Âşık olduğum insandan başka hiçbir şey bilmediğimi düşünüyorum bazen. Bu duygudan da korkuyorum. Hem de çok.
On iki yaşındaki bir oğlanla romantik bir gece geçirmek isterken ilaçla bayıltılıp soyulan adamsa utancından ne polise, ne de arkadaşlarına olayla ilgili tek kelime söyleyebildi. Sadece psikiyatrı, çocuğun yaşını ve cinsiyetini duyduğunda kaşlarını kaldırıp burnunun ucundaki yakın gözlüğünün üzerinden ona uzun uzun baktı. Taze bir sorunla karşısına çıkan eski hastasına sevindiğini belli etmemek için önündeki kâğıda bir şeyler yazıyormuş gibi yaptı. Aslında gerçekten bir şeyler yazdı. Ama bunlar harf değil rakamdı. On iki yaşındaki oğlanlarla sevişmek isteyen bir adam en azından altmış terapi seansı demekti. Altmış ile seans ücretini çarpmak içinse hesap makinesine ihtiyacı olacağından hastasının gitmesini beklemek zorunda kaldı.
Komik kravatlı adam yoktu. Gece mesaisi yerini gündüze bırakmıştı. Sadece bir saniye için hayatın da mesaisi olması gerektiğini düşündü Zargana. Yani yaşanacak zamanın tercih edilmesi gerektiğini. Gece ya da gündüz. İkisini birlikte yaşadığı için mutsuzdu insan. Kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem geceyi hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
Sayfa 187·Kitabı okudu
Üzerinde kırmızı bir telefonun durduğu komodinin iki tarafındaki iki yatak karşıladı çocukları. Aynı anda akıllarına gelen hareketi konuşmadan yaptılar. Aradaki komodini pencerenin yanına taşıyıp yatakları birbirine yapıştırdılar. Sonra Betty Zargana’yı elinden tutup artık çift kişilik olan yatağın ayakucuna getirdi. Zargana, Betty’nin ne düşündüğünü anladı. Sırtlarını yatağa dönüp üç saniye boyunca birbirlerine baktılar. Sonra da aynı anda gülüp geriye doğru zıplayarak fırlattılar kendilerini yatağa. İki kez yükselip alçaldılar yaylı yatağın üzerinde. Güldüler. Naser’in iki parmağıyla sıkarak mor bir renge buladığı sağ bacağına rağmen Zargana güldü. Soydukları adamın bahçe duvarından atlarken derisini yüzdüğü sol bileğine rağmen Betty de güldü. Çünkü onlar, hiçbir şeyi unutmasalar bile iki küçük çocuktular ve gülmek üzere ağızlarını açmak için fazla bahaneye ihtiyaçları yoktu. Bir trenin yavaşlaması gibi ağır ağır silindi gülümsemeleri. Çölün ortasındaki bir istasyona benzedi yüzleri. Yalnız ve korkak. Sarıldılar birbirlerine. Başka kimseleri yoktu çünkü. Şimdiyse sadece korkuları kalmıştı. Yalnız olmadıklarını biliyorlardı çünkü kolları doluydu. Uyudular.
Sayfa 185·Kitabı okudu
Hollywood filmlerinin kurallarından biri gereğince kameranın üç saniyeliğine bile olsa tek başına gösterdiği bir nesnenin hikâyenin ilerleyen dakikalarında kullanılacağından nasıl emin olunursa, Zargana’nın içindeki Betty’i terk etme isteğinin de bir gün mutlaka yeniden su yüzüne çıkacağı bir gerçekti. Belki bu gece kaçamamıştı ama âşık olduğu kızı bırakma fikrinin aklından bir daha ne zaman geçeceğini de kimse bilemezdi.
Sayfa 183·Kitabı okudu