• Cennet Kadın yanı sıra geliyor. Kır Abbas nereye giderse gidecek gibi; o durursa duruyor, yürürse yürüyor. Başını eğmiş, belini bükmüş yürüyor. Belki altmış, belki yetmiş yıl önce Tozak'ta doğmuş; altmış yetmiş yıldır kâh yeni doğan taylar gibi koşarak kâh üç örgülü saçını döşüne döküp Cennet kuyusundan, körelmeden önce Ümmet kuyusundan sular çekerek, doldurduğu tuluğu sırtına vurup şu karşıda dizili evlerden önce birinin, sonra ötekinin kapısına taşıyarak; bir yıl Tozak kırında, bir yıl Avşar yolunda dört büklüm orak biçerek; yırtık yamayarak, sökük dikerek; düğün olmuşsa halay çekerek, sel gelmişse çırpınıp ağlayarak; uzun askerlik yıllarını, savaşları, seferberlikleri bu "yıkılası" damların altında uykusu gelmeyen bir kumru kuşu gibi bekleyerek, kocasının kendisi mi, künyesi mi gelecek bilmeyerek; kendisi geldiği yıldan beri de hep onun yanı sıra yürüyerek; doğurduklarını büyüten, büyüttüklerini uçurup komşu evlere konduran; bir gün bile işten kalmadan, bir gün bile beş dakika fazla uyumadan, bir gün bile beş dakika "hülya" kurmadan, bir gün bile güneşten arkaya kalmadan, köyden dışarı bir kezcik adım atmadan, erkeklerin Yüzbir'de duran otobüslere, minibüslere binerek gittiği kasabaya bir kez bile gitmeden; hep aynı aşları pişirip aynı ekmekleri ederek; azarlanınca susan, sevilince utanan, küsülünce barışmam diye yükünü yücelere yığmadan; şu dağ yelleri gibi kâh esen kâh tozan, günü gününe uymayan Kır Abbas'ın yanı sıra, böyle sabırla, böyle sessiz, geride kalmadan yürüyüp geldi. Gene yürüyor.
    Fakir Baykurt
    Sayfa 153 - Literatür Yayınları, 16. Basım (2007)
  • Esasen Osmanlı Toplumunda «askeri sınıf» kavramı
    çok geniş tutulmuştur. Bu kavram her çeşit maaşlı memur
    ve hizmetlilerin yanı sıra tüccar, çiftçi, modanci ve zanaatkarları
    da kapsayabilmektedir. Ticaret ve sanayi ile
    meşgul kişilerin «askeri sınıfın imtiyaz ve muafiyetlerinden
    yararlanmak için bu sınıfa girdiği düşünülebilir. Nitekim Prof. Borkon'ın Edirne'de askeri sınıfa ait tereke defterleri
    (1545-1659) üzerinde yaptığı inceleme, bu sınıf
    mensuplarının çoğunun büyük tüccar, sanayici ve büyük
    çiftçi olduğunu göstermektedir. Mesela, büyük bir miras
    bırakmış olan Hace lshak, bir kumaş ve elbise tüccorıdır.
    Frenk'ten gelen». ya do «Frenk'e giden» yabancı tüccarlarla
    ticari ilişkiler kurmuştur. Ayrıca, bir çiftliği vardır
    ve mültezimlikle de uğraşmaktadır. Prof. Barkan'ın de·
    yimiyle. bir «asker veya memurdan ziyade, güçlü bir tüccar
    ve işadamı» karşısında bulunulmoktadır. Yerli-yabancı
    cuha satan Çuhacı Hacı, büyük bir çuha tüccandır. Bazı
    Anadolu bölgelerinde, Dobruca'da ve Edirne civarında
    geniş ölçüde kumaş ticaretine girişen. para ikrazları ve
    kredili satışlar yapan, ticaret şirketlerine ortak olarak para
    yatıran Abdülkadir, önemli bir işadamıdır. Abdullah oğlu
    Hacı Mahmut, asker ve memur olduığu kadar demir
    çubuk, saban demiri, nal, mıh. enser, zincir vb. satan büyük bir demir tüccarıdır. Askeri sınıf arasında gözüken bu tip kişilerin, ilk kapitalistler oldukları söylenebilir.
    Prof. Barkan'ın hazırladığı bir tablo, bu ilk kapitalistlerin
    gelirlerini, verimsiz yatırımlara ve lüks tüketime yöneltmedik\erini göstermektedir. Genel miras toplamının
    yüzde 40'ını tüccar ve sanayicilere açılan krediler, kredili
    satışlar ve nakit para mevcudu teşkil etmektedir. Yüzde
    30'a yakın bir kısmı. tarım, ticaret ve sanayi alanındaki
    yatırımlara ayrılmıştır. Ev, dükkan yatırımları, genel topIemın
    yüzde 13,7'si kadardır_ Bugün özel sektör yatırımlarının
    yarısından fazlasının meskene gittiği hatırlanırsa.
    ilk kapitalistlerimizin bugünkü kapitalistlerden daha büyük bir teşebbüs zihniyetine sahip bulundukları ileri sürülebilir.
  • 528 syf.
    ·18 günde·Beğendi·7/10
    Merhaba kötü bir kitap mı okudum hayır tabi ki. Ama gürül gürül akan bir dili de yoktu. Özellikle, tabi bu beni yordu kitabın mişli geçmiş zaman ile yazılmış olması ve olay örgüsünde kronolojik bir sıra takip edilmemiş olması yorucuydu.
    Ama yazarın hiç savaş görmeden savaşı bu kadar detaylı ve şiddeti ile tasfir ediyor olabilmesi hayranlık uyandırıcı detaylardandı. Savaş yokluk taciz ve tecavüz bütün kitap boyunca karşımızda bütün hoyratlığı ile eğer bu tür durumlara katlanamıyorsanız okumaktan çok keyif alamazsınız.. Ben benim için doyurucu bir kitap okudum bu türü seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim...
  • Belki ara sıra konuşacağı biri olsa, bu kadar "rüzgâr yemiş" gibi görünmezdi.
  • Öldürülmüş kadınlar gülümsüyor
    Piyano tuşları gibi arası kararmış dişleri ile
    Çözülmemiş cinayetler oratoryosu yazıyoruz
    Kadınlar öldürülmesin senfonisi
    Şeker de yiyebilsinler notalarla!
    Cinayetler saçlarını çözüyor, beyaz kadınların omuzlarına
    Ben yüzü kalpten kadınlar çizerek rahatlıyorum pastel boyayla
    Nedense hepsinin yüzüne
    Beyaz bir kedinin kara gölgesi düşüyor
    Buna gözyaşı demek mümkün belki
    Neme lazım güzel kadın sanatı yapıyoruz burada.
    Aydınlanan vakaları Miss Marpple yazıyor Karanlıkta kalanları taşeron usulü şaire veriyoruz.
    Yetki belgemiz yok, yine de
    Duruşmalara müdahil oluyoruz ara sıra Doğrudan zarar gördük diyoruz
    Doğrudan!
    Hakim bağırıyor
    Atın bu isterik karıları dışarıya!
    Geçmiyor zapta nedense hiçbir sözümüz
  • Bilkent’te master yaparken, 2001’di, sınıftan içeriye İlhan Berk girdi. Bir süre konuştu. Dersten sonra kendimi tanıttım. Birlikte kampus içindeki bir restorana gittik, yemek yedik. Dışarı çıkınca lisans ikinci sınıf öğrencileri gibi çimlere oturmamızı söyledi. “Boş bir defterin var mı?” diye sordu. Arka kapağı boş büyükçe defterimi verdim ona. Tam karşısında oturuyordum. Kalem de istedi, verdim. Ara sıra bana bakarak bir resim çizdi. Sonra defteri bana uzattı. Çizdiği resme baktım; otoportresini çizmişti.
  • 376 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Edip Cansever’in poetikasında şiiri şiirle ölçmek, şiiri kendine özgü parametrelerle değerlendirmenin yanı sıra, hatta daha çok, onu bütün bir dünya şiir tarihinin içinde düşünmek, daha öncesinde yazılmış şiirlerle karşılaştırarak çözümlemek, estetik değerine bu yolla karar vermek anlamı taşır. Şiiri şiirle ölçmenin tersi, şiiri alışılmış beğenilerle ölçmektir.

    Cansever, “Şiiri Şiirle Ölçmek” başlıklı yazısını 1961 yılında Yeditepe’de yayımlamıştır. O yıllarda yayımlanan diğer yazılarında olduğu gibi, bu yazıda da “soyut, anlamsız, kapalı” bulunan bir kuşağın içinden seslenir Cansever. Bu yazılarda genel olarak şunu savunur: Bizim şiirimize, alışmış olduğunuz şiir anlayışlarıyla, yerleşik beğenilerinizle yaklaştığınız için soyut, anlamsız ya da kapalı buluyorsunuz. Oysa, şiiri beğenilerinizle değil, şiirle ölçtüğünüzde böyle olmadığını anlayacak, onu gerektiği gibi değerlendirmeye başlayacaksınız. Şiiri değerlendirmenin en iyi yolu onu şiirle ölçmektir!

    Cansever’in bu şekilde özetlenebilecek düşüncelerine pek çok metninden örnek gösterilebilir. “Şiiri Şiirle Ölçmek” yazısından alıntılayayım:

    Bence şiiri değerlendirmek bakımından tutulacak en iyi yol şu olmalıdır: Şiiri şiirle ölçmek… Yani şiire, salt iç tepkilerimize uyarak değil de, tarihin, yaşadığımız çağın, belli bir şiir geleneğinin, okuduğumuz şiir sayısının, edindiğimiz şiir ekininin aracılığıyla bakmak gerekir. Ancak bu yolladır ki, şiirin gerçek yapısını, gerçek düzenini, çağlar boyu değişmeyen yanını kavrayabiliriz; gelgeç yenilikle, bir temele bağlı olan yeniliği kolayca ayırt edebiliriz.

    Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
    Kağıtlar da yarım bırakılmış şiir.

    Edip Cansever