"Geçip gitmiş olmasa geçmiş zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı?" diye sorgular Aziz Augustinus da pasajında. Çünkü bazen hakikaten kelimeler yetmez. Poe'nun gözlerimizin önüne serdiği gizli mektup gibidir zaman.
"Alışma bana, ne yapacağım belli
Olmaz!
Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.
Canımı acıtma, bir yara da sen açmа!
Sevme beni, yoğun duygularımda
kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun,
engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın,
seninle karışır iyice kördüğüm olurum...
Anlama beni, ben kendimi bilirim,
ben böyle mutluyum...
Aşkı yaşatmamı isteme asla,
ben aşka yıllardır inanmıyorum...
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına...
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki!
Vazgeçemezsin tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında
Hâlâ minik bir çocuğum.
Büyütemezsen kaybolurum..."
"Öyleyse son şarkıyı söyle de gidelim. Unut bu geceyi gece bitince. Kimi sarmak istiyorum kollarımla? Düşler tutsak edilemez ki. İstekli ellerim boşluğu bastırıyor yüreğime, göğsüm çürüyor."
Her şeyin zamanı vardır. Bazen benim sandığın şey aslında çoktan senin olmaktan çıkmıştır. Hatta kambur olmaya başlamıştır sırtında. Bırak her şeyi, serbest bırak... Yaprak dökme mevsimindeysen dök yapraklarını. Dallarına acı çektirme.