Allar giyen adam Hükme vardığında
Üç hafta ömür verdi o zavallıya,
Sadece üç hafta, arınabilsin diye
Ruhundaki bitmeyen kavgadan,
Ve bıçağı savuran elleri
Temizlensin diye her damla kandan
Gözünden yaş yerine akan kanla
Temizledi çeliğe sarılmış elini:
Çünkü kanı ancak kan temizleyebilir,
Yaraları da ancak gözyaşı sarabilirdi:
Kabil'den yadigar o kızıl leke ise
Dönüştürdü İsa'nın kar beyaz mührüne.
Ah! Ne mutlu kalbi yumuşayanlara
Ve sonunda bağışlananlara!
İnsan başka türlü nasıl yolunu bulabilir
Ve ruhunu Günahtan arındırabilir?
Efendimiz nasıl girebilir ruha
Kırık kalplerdeki çatlaklarından başka?
İlk İnsan katlettiği gün kardeşini
Keder dolu dünya dönmeye başladı,
Ve bilirim ki o günden beri
İnsanın İnsana koyduğu tüm Kanunlar,
Tıpkı meşum bir rüzgâr gibi,
Taneyi savurup, samanı tutar.
Onu böylesine sarsan her şeyi,
Böyle feryat ettiren bütün elemi,
Sonsuz pişmanlıklarını, döktüğü onca teri,
Kimse bilemez benim bildiğim gibi: Çünkü,
Birden fazla hayat yaşayanı
Birden fazla ölüm bekler.
İnlemeye başladı sabah rüzgârı,
Ama gece bilmedi bitmek:
Devasa tezgâhında kasvet ağları
Dokundu ilmek ilmek:
Ve biz dua ettikçe, korkumuzu artırdı
Güneşin Adaletini beklemek.
İnleyen rüzgâr esip geçti
Ağlayan zindan duvarlarından:
Duyduk dakikaların gidişini,
Ağır ağır, demir tekerlek gibi;
Ey inleyen rüzgâr! Biz ne yaptık
Ki bunları görmeye mecbur kaldık?