O zamana dek, geçip gidenin dünya olduğunu varsaymıştı; alışkanlıklar, moda, her şey geçip gidiyordu: Fermina Daza'nın dışında her şey. Ama o gece, yaşamın Fermina Daza için de geçmekte olduğunu, kendi yaşamının da, beklemekten başka bir şey yapmadan geçip gittiğini ilk kez bilinçli olarak gördü.
Böyleydi onlar: Soy soplarıyla, kentin tarihsel değerleriyle, kalıntılarının paha biçilemezliğiyle, yiğitliğiyle ve güzelliğiyle övünerek geçiriyorlardı yaşamlarını, ama yılların yıpratıcılığı karşısında kördüler. Oysa Doktor Juvenal Urbino gerçeğin gözleriyle görecek kadar seviyordu kentini.
"Ne soylu kentmiş ki," diyordu "dört yüz yıldır yok etmeye çalıştığımız halde, başaramıyoruz."
Her şeye karşın, yüreğin belleğinin kötü anıları sildiğini, iyileri büyüttüğünü, geçmişe katlanmayı bu hile sayesinde başardığımızı bilmeyecek kadar gençti daha.
Ona göre, toprak ağalarının yük hayvanı gibi güttükleri yoksulların, hükümetin aynı biçimde güttüğü baldırı çıplak askerlerle çarpışmalarından öte savaş olmayacaktı.
"Savaş dağlarda," dedi. "Kendimi bildim bileli kentlerde insanlar kurşunla değil, kararnamelerle öldürülüyorlar."