"Aron'ın bütün mektuplarını yaktım."
"Sana kötü bir şey mi yaptı?"
"Hayır. Yaptı diyemem. Son zamanlarda yeterince iyi olmadığımı düşünüyordum hep. İyi bir insan olmadığımı ona hep açıklamak istedim."
"Şimdi mükemmel olman gerekmediği için de, iyi olabilirsin. Öyle mi?"
"Galiba. Öyle olabilir."
"Kendini fazla önemsiyorsun. Caleb Trask'in trajik gösterisini hayranlıkla izliyorsun- muhteşem Caleb, benzersiz Caleb. Istırabını yazacak bir Homeros'u hak eden Caleb. Hiç kendini sümüklü bir oğlan olarak düşündün mü? Bazen fesat, bazen inanılmaz derecede cömert. Alışkanlıkları pis, zihni hayret edilecek kadar saf. Çoğu kişiye göre biraz daha fazla enerjin olabilir -sadece enerji- ama onun dışında bütün diğer sümüklü oğlanlara çok benziyorsun."
Hikayemiz tek bir hikaye. Bütün romanlar, bütün şiirler, içimizdeki hiç bitmeyen iyi-kötü çekişmesi temeli üzerine kuruludur. Ayrıca bana öyle geliyor ki, kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor; oysa iyilik, erdem ölümsüzdür. Kötülüğün hep yeni, taptaze bir çehresi vardır, oysa erdem dünyada hiçbir şeyin olamayacağı kadar köklü ve saygındır.