• Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum.
    Dilaver Cebeci-Sitare
  • Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
    Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
    Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
    Gözlerine baktığım zaman Sitare
    Bütün çöllere ay doğuyor
    Dilaver Cebeci-Sitare
  • https://m.youtube.com/watch?v=ZNLA4EDbKCE

    Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
    Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
    Kirpiklerin yüreğime batıyor
    Telaşlı bir kalabalığın ortasında
    Ayaküstü konuşuyoruz
    Nedimin nigehban nergisleri gibi
    Üstümüzde bütün nazarlar
    Çok utanıyorum Sitare
    Dün oturup hesap ettim
    Sen doğduğun zaman
    Ben bir askeri mektepte talebeymişim
    Sen bilmezsin Sitare
    Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
    Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu

    Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
    Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
    Kuzeyden güneye
    Güneyden kuzeye
    Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
    Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
    Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
    Geviş getiriyorlar ufka bakarak
    Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
    Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
    Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
    Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
    “Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
    Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
  • Güneş kanlar içinde yavaş yavaş boğulur.
    Karanlık kuşanır pusatlarını
    Titretir bozkırların başıboş atlarını
    Yıldızlar uzakta Kehkeşan'lara sığınır
    Ben sana sığınırım...
  • Öncelikle, birazdan yazacağım hiçbir şey siyasi provokasyon içermemektedir.
    Kitabı kız kardeşim sırf Sitare ismi için aldı, okudu.. Evde iki tane var bu kitaptan..
    Sitare'yi Lana Del Rey'e benzettiğim için, Lana Del Rey dinleyerek incelemesini yapayım dedim..
    Kitapta iki ayrı hayat, tek bir dönem anlatılıyor.. Öyle ki ikisi birbirine oldukça uç.. Hatta alıntılarımda bu farkı görebilirsiniz..
    Kitap siyasi bir kitap sayılabilir, Cumhuriyet sonrası beri gelen sürecin sancılarını anlatıyor.. "Kitaba göre" Savaşa katılanlar kendi kültürünü korumak, vatanlarını vermemek uğruna savaşmış, şehit olmuş, gazi kalmıştı.. Savaş sonunda ise uğruna savaştıkları kültürleri yozlaşmış, son hızla batılılaşma başlamıştır.. Gül Yetiştiren Adam adı buradan geliyor.. 'Kandırıldık, bizi kandırdılar!' diyor Gül Yetiştiren Adam ve sessizce elli yıl evinden dışarıya çıkmayarak bu durumu protesto ediyor.. Şapka Kanunu dolayısıyla sürgüne gönderilen, oralarda asılan arkadaşlarına üzülüyor, kendini, eve kapatıp sadece gül yetiştirmekle korkaklık ettiğini öne sürüp kendine kızıyor.. Neden mi gül?! Allahümme salli ala seyyidina Muhammed! demem yeterli.. Müslümanlar güle oldukça değer verirler.. O bizim sevgilimizin kokusudur.. Bu nedenle Gül Yetiştiren Adam davasına böyle yaparak daha da sıkı bağlanıyor.. Bir süre sonra zaten dışarıya çıkıp her şeyin değiştiğini görüyor ve Müslümanlara özlerini kaybettikleri için kızıyor, bir süre sonra göz altına alınıyor.
    Gelelim Sitare'ye.. Bu Gül Yetiştiren Adam güllerini yetiştirirken dışarıda ne oluyordu sorusunun hikaye versiyonu..
    Sitare, kendisinden yaşça büyük olan Çarli'yle evlidir, onu seviyordur fakat adamı yerin dibine de sokuyor o ayrı..
    Sitare'yi sevmediğimi söylemiştim, işte bu büyük yalandı.. Sitare oldukça güçlü, akıllı, melankolik bir kadın.. İç dünyası oldukça karışık.. Şov kzıı gibi bir şey.. Gösteriş için doğmuş gibi, güzel bir gösteriş ama..Kendince öyle bir espri anlayışı var ki, acılarını şakaya ustalıkla döküyor.. Arctic Monkeys'in Arabella şarkısının tasviri misin kadın sen?! Kafasının içini okumak ne kadar zor olsa da kendimle özdeşleştirdiğim bazı yerleri vardı..
    Sitare'yi bazen sevmiyorsunuz fakat onu anlamaya başlayınca ona saygı duyuyorsunuz.. Onun gibi detaylı bir kadının iç dünyası sahtekarlığı kabullenemiyor, hiçbir şeyin karşılığını alamıyor, aklı karışıyor.. Sonunda diğer insanlar gibi gösterişli şekilde oyundan çekiliyor, otuzbeş yaşında yaşını dünyada sabitliyor(intihar ediyor) Sitare'nin aslen umutsuzlukla yaşadığını, bunu başından beri bilerek yaşayarak kendisi olmaya devam ediyor oluşu çok ilginç..
    Bunlar olurken, bir gülün nasıl yetiştiğini, yetiştiricisinin neler yaşadığını bilemiyorlar.. Kimse bilmiyor, bilmek istememeyi geçin, merak dahi etmiyorlar.. #31338961 Bu alıntımda üzüldüm.. Kitabı ŞİDDETLE TAVSİYE EDİYORUM! Cumhuriyet zamanı siyasi tarihimize de ışık tutan güzel bir kitap..
  • Tanımıyor muyum?
    Sanmam.
    Seni nasıl tanıyabilirim öyleyse?
    Bence bir insanı tanıyabilmenin bir tek yolu vardır, onu bitmiş kabul etmek. Onu artık yaşamıyor saymak. İnsan ancak böyle bakınca onu olduğu gibi, tamamlanmış olarak görebilir.
    Ama yaşayan birine böyle bakabilmek çok güç değil mi?
    Böyle bakmadıkça kimseyi tanıyamayacaksın, diyor.
    Bilmiyorum, diyorum, emin değilim..
    Evet, diyor.
    (Bu evet'in ne anlama geldiğini sormaya çekiniyorum.)
  • Belki de meydan okuduğunu göstermek için öldürdü kendini, dedi Tansel, tuhaf bir ironi bu işte, tamamen özel bir şey, Sitare'ye mahsus..