Günahlarımızı ortaya dökmek ayıp olsa bile bunun örnek olup herkes uygulanması tehlikesi pek yoktur. Aristoteles der ki;
"ɪ̇̇ɴsᴀɴʟᴀʀıɴ ᴇɴ ᴄ̧̧ᴏᴋ ᴋᴏʀᴋᴛᴜᴋʟᴀʀı ʀᴜ̈̈ᴢɢᴀʀʟᴀʀ sᴀᴋʟı ʏᴇʀʟᴇʀɪɴɪ ᴀᴄ̧̧ᴀɴ ʀᴜ̈̈ᴢɢᴀʀʟᴀʀᴅıʀ."
Alışkanlıklarımızı saklayan o saçma örtüleri sıyırıp atmak gerekir aslında. Niceleri vicdanlarını kerhaneye gönderip davranışlarında kurallara uyduruyorlar. Hainler,katiller bile nezaket kurallarını benimsiyor, ödevlerini bundan ibaret sayıyorlar. O kadar ki haksızlığın kibarlıktan yana, kötülüğün edepten yana bir eksiği olmayabiliyor. Ne yazık ki kötü insan budala da olmayıp kötülüğünü edep altında saklamasını beceriyor.
Ömür boyunca zırh taşımak bir bakirelik perdesini taşımaktan daha kolaydır ve bakireliğini tanrıya adamak fedakarlıkların en zor olduğu için en yücesi sayılır.
Biz erkeklerin hemen hepsi kendi günahlarından çok karısının günahlarından gelecek ayıptan korkar; kendi vicdanından çok karısının vicdanını üstüne titrer.
(Aman ne fadakarlık!)
"Çünkü ben bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu görünce üstüme öyle bir hüzün çöktü ki altında bir çiçek gibi ezildim. Onun için de bu masmavi dünyada ne kokum kaldı ne de rengim. Ben bir defterin iki sayfası arasında değil, milyonlarca insanın arasında kurutulmuş bir çiçeğim."