Ben nasıl şimdi giyiniyor, evden çıkıp profesörü ziyaret ediyor, onunla az çok yapmacık nazik sözlerle konuşuyor ve bütün bunları doğrusu gönülsüz yapıyorsam, insanların çoğu da her gün, her saat kendilerini zorlayarak, bir gönülsüzlükle böyle davranıyor, böyle yaşıyor, onu bunu ziyaret ediyor, onunla bununla söyleşiyor, dairelerinde, bürolarında oturup mesai saatinin bitmesini bekliyordu; hepsi de zoraki, otomatik olarak, gönülsüz görülen işlerdi, makineler tarafından da pekâlâ yapılabilecek ya da yapılmadan kalabilecek işler. Ve ardı arkası kesilmeksizin sürüp giden mekanikliktir ki, onları benim gibi kendi yaşamlarını eleştirmekten, bu yaşamın aptallığını ve sığlığını, iğrenç şekilde sırıtan ne idüğü belirsizliğini, umarsız hüznünü ve kofluğunu görüp duyumsamaktan alıkoyuyordu. Ah, haklıydı, yerden göğe haklıydı bu insanlar öyle yaşamakta, yoldan çıkmış ben gibi iç karartıcı mekanikliğe karşı kendilerini savunacak ve gözlerini umarsızlıkla dikip boşluğa bakacakken, kendi küçük oyunlarını oynamakta ve kendi önemsedikleri şeylerin peşinden koşmakta. Bu sayfalarda insanları küçümsüyor, kendileriyle alay ediyorsam, kimse sanmasın ki olup bitenlerin suçunu üzerlerine yıkmak, onları suçlamak, dolayısıyla kişisel sefaletimden başkalarını sorumlu tutmak istiyorum. Ne var ki, bu yolda hayli ilerleyen ve yaşamın dipsiz bir karanlıkta sonlandığı sınıra gelip dayanan ben, söz konusu mekanikliğin kendim için de geçerliğini koruduğu, bitip tükenmeyen oyunun güler yüzlü çocuksu dünyasında kendimin de hâlâ bir yeri olduğu izlenimini gerek kendim, gerek başkaları üzerinde uyandırmaya çalışırsam, haksızlık etmiş, yalan söylemiş sayılırım.