Burayı güncelleyelimm
Osmanlıca çalışıyorummm Ve siyer okuyorum ( şerafettin kalay hocanın kitabıdır) En en enn💞💞
SAHÂBÎ MİYİM?
İki kişi Hz.Selmân’a selâm verip; “–Sen Rasûlullah (sav) 'in sahâbîsi misin?” diye sordular. O da; “–Bilmiyorum.” cevabını verdi. Gelenler, acaba yanlış birine mi geldik diye tereddüt ettiler. Selmân (ra) sözlerini şöyle tamamladı: “–Ben Rasûlullah (sav)' i gördüm, O’nun meclisinde bulundum.Ancak Allah Rasûlü’nün asıl sahâbîsi, O’nunla birlikte cennete girebilen kişidir.” (Heysemî, VIII, 40-41; Zehebî, Siyer, I, 549) Asr-ı Saâdetten Günümüze Hidâyet Rehberleri
Reklam
Siyer
Altın bir duygu, güneşi içmiş bir mücevher, Havası bol, meltemi çok, merhemi hep siyer! Nazar boncuğu bir gök, mümbit bir yer, Açık bir ruh, ferah dimağ, hayat dolu ciğer!
Din
“İnsanın hayatındaki imtihanlar çoktur. Bunların en büyüğü ise kendi cinsinden olan insanlarla imtihan edilmesidir.” ||el-Ahlâk ve’s-Siyer||
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Ben bu meal/mealcilik/Kurancılık meselelerinde en sonunda şu hükme vardım kendimce arkadaşlar; Evet doğrudur, bazı ayetleri anlayabilmek için çok iyi Arapça, tarih, siyer vs. bilmek gerekir. Yani okuyup da hiçbir şey anlayamadığımız ayet mealleri de vardır esasında. Muhakkak bir ek açıklama/yorum ister. Mütercim zar zor bir şekilde çevirmiştir ama, başka şekillerde de çevrilmesi mümkündür ve bu ayetlerin orijinali üzerinden yürüyerek bir analiz yapılabilir anca. Bunu da ehli yapabilir. Ki onların da yapabileceği ancak birer yorumdur. Ama unutmayalım bazı ayetler içindir bu. Fakat bizim her vesile ile işaret ettiğimiz üzere bir de Arapça bilmeyen müslümanların da mealden okuyup rahatlıkla ders alabileceği ayetler de vardır. Ama maalesef: "Kuran'ı herkes anlayamaz, ilim gerekir" diyenler bu ayetleri de aynı potada göstermektedirler ki sorun da buradadır. Böyle olunca da müslümanın Kuran'la irtibatı aslında kesilmiş olmakta ve bu mantıkla gidince sorumluluğu düşmektedir. 2 gün önce Hayreddin Karaman'ın köşe yazısına yazdığım uzun soruda değinmeye çalıştığım şey de budur. İnsana temel tevhid esaslarını öğreten, ana emir ve yasakları bildiren, yeniden dirilmeyi, amel defterini, hesabı, mahşeri mizanı, cenneti-cehennemi anlatan ayetler bu ikinci gruptandır ve bize lazım olan mesajı verir. "Hepiniz hesaba çekileceksiniz", "İçki içmeyiniz" vb. ayetleri (mealleri) ben de, dağdaki çoban da rahatlıkla anlarız. Bunlar için hiç bir ekstra ilme ihtiyaç yoktur. Kuran'ın her müslümana hitap etmesi, herkesin O'ndan sorumlu olması durumları da işte bu gerçeğe dayanır. Zannımca Ali İmran Suresi 7. ayette işaret edilen durum da budur. METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyal Medya Tadında, Sayfa:47
Çinli yazarların gözünden Hz. Peygamber Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), kendi tarihî bağlamından kopuk, yalnızca dinî bir hadise değildi. Aksine o, Arap Yarımadası’nın yüzyıllardır kendi kendine sorduğu büyük soruya verilmiş kaçınılmaz cevaptı: Çölün eşiğinde, tarihin kenarında yaşayan dağınık bir toplum, dar sınırlarını nasıl aşarak evrensel bir medeniyet kurabilir? Mekke’de yetim olarak dünyaya gelen; asabiyetin, intikam kültürünün ve put ticaretinin hüküm sürdüğü bir toplumda yetişen bu insan, sıradan bir ahlâk ıslahatçısı değildi. O, kan bağının yerine anlam bağını; kabile sadakatinin yerine ilkeye bağlılığı koyarak insan kimliğini kökünden yeniden inşa eden büyük bir kurucuydu. Çinli yazar Liu Bingwen’in bu siyer okumalarında gördüğü şey de tam olarak budur. O, Hz. Peygamber’in hayatına ne Batı’nın İslam’a dönük tarihî kompleksleriyle ne de Müslümanın kendi Peygamber’i karşısındaki savunmacı hassasiyetiyle yaklaşır. Bilakis kendi kurucularını okumayı çok iyi bilen kadim bir medeniyetin bakışıyla yaklaşır. Bu okumayı farklı kılan taraf, Hz. Peygamber’i köklü bir Çin düşünce çerçevesi içinde ele almasıdır: bilge hükümdar, amelî filozof, düşünceyle eylemi; ahlâkla siyaseti birbirinden ayırmayan insan… Tam da bu çerçevede Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), Çin zihninde tanıdık bir şahsiyet hâline gelir. Çünkü o, Batı’nın ısrarla birbirinden ayırdığı şeyleri kendi şahsında birleştirmiştir: peygamberlik ile liderliği, ruh ile devleti, iç hakikatle toplumsal hareketi… Burada vahiy, yalnızca teolojik bir tartışma konusu değildir; bütün bir ümmetin ortak bilincini yeniden şekillendiren merkezî hadisedir. Bu gerçek tek başına, onu insanlık tarihinin en büyük medeniyet kurucuları arasına yerleştirmeye yeter. Metnin temel iddiası şudur: İslam ne sadece
Reklam
Reklam