• Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı şekilde münasebetinizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar? Kendi başına hiçbir mânası ve kıymeti olmayan bir yığın hüküm vermekten başka neye yarar? İstediğin kadar uzatabileceğin bir eksikler ve ihtiyaçlar listesinden başka ne yapabilirsin? Bir şey değiştirir mi bu? Bilakis yolundan alıkor seni. Kötümser olursun, apışır kalırsın, ezilirsin. Hakikati olduğu gibi görmek... Yani bozguncu olmak... Evet bozgunculuk denen şey budur, bundan doğar. Siz kelimelerle zehirlenen adamsınız, onun için size eskisiniz dedim. Yeni adamın realizmi başkadır. Elinde bulunan bu mal, bu nesne ile, onun bu vasıfları ile ben ne yapabilirim? İşte sorulacak sual.
  • "Siz saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım .
  • Uzun ama akıcı, kalabalık ama intizamlı bir romandan, bende bıraktığı izden bahsedeceğim size. Öncelikle üslubunun güzelliği, cümlelerin doluluğu aşikardır Tanpımar’ın. Ancak Osmanlıca kelimelerin sık kullanımına aşina olmayanları baştan uyarmam gerekir. Zira öncelikle bir alışma süreci yaşayacak, sık sık sözlük açma ihtiyacı hissedeceksiniz kitabın başlarında. Ancak ilerledikçe artık bu kelimelere alışacak, hatta bu kelimelerin ahengine hayran kalacak, neticede kendiniz de kullanmaya başladığınızı farkedeceksiniz. Yazarın anlatım tarzı şiir gibi bir düz yazı. İmgelerle, kinayelerle, yanı sıra cümle içi ahenkle süslü bir yazı.
    Ayrıca bunun yanında anlattığı şeyler daha çok sarıyor insanı. Adı geçen her karakteri uzun uzun anlatıp, okuyucuyu karaktere bağlıyor. Anlatılan her bir karakterde insan, kendisinden bir parça buluyor. Yazarın ruh tahlilleri de şahane! Kitaptan sonra, artık kendi içinizde, kendinizle daha çok muhabbet etmeye başladığınızı fark ediyorsunuz.
    Baş kahramanlarımız Hayri İrdal ve velinimetim dediği, SAE’ye asıl inanan ve asıl kurucusu olan Halit Ayarcı. Çoğunlukla bu iki şahıs etrafında şekillenen hikaye, anlatıcı olan Hayri İrdal’ın gelenek ile yenilik, olan ile olması gereken arasındaki gelgitlerini ortaya koyarken, kendi kültürümüz ile, aniden ve alelacele muhatap olduğumuz “yeni” kültürü kıyas imkanı veriyor okuyucuya. Varlığı ve gerekliliği sürekli sorgulanan bir enstitünün kuruluşunu ve etkilerini Hayri İrdal üzerinden anlatırken, siz de kendinizi, çağımızın pek çok kuruluş, inanış veya acidının gerekliliğini sorgularken buluyorsunuz.
    Bütün bunların yanında, roman akıp gidiyor, bitiyor.. Geriye aldığınız edebi lezzet, tanık olduğunuz pek çok hayat ve harika bir yazarın zihninizdeki birkaç cümlesi kar kalıyor.
    Size kendimce SAE’yi anlattıktan sonra, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı neredeyse yirmi beşimde tanımış olmamın, geç kalmışlığımın verdiği pişmanlığı paylaşmak isterim. Üniversite yıllarımda, Konya’nın Rampalı Çarşı’sında kitapçı ve sahafları her ziyaretimde mutlaka önünde durduğum ve öğrenci bütçesiyle almaya yanaşamadığım kitaptı Saatleri Ayarlama Enstitüsü.. Kitabın bulunduğu rafın önünde yeniden durmuşum gibi bir hisle biraz hüzünlü biraz heyecanlı, TAVSİYEMDİR.
  • “Siz bizim icadımız olan bu saatli jartiyere de karşı çıkmıştınız, şimdi bunlar bütün dünyada rağbet kazandı.
    İstanbul’da saatli jartiyer taşıyan binlerce hanım var. Bu hanımlar dünyanın en zarif hareketleriyle yolda eteklerini kaldırıp saatlerine bakıyorlar.”
  • Evet, bütün mesele burada. Siz teşebbüs fikrinden mahrumsunuz.
  • İçerisinde, modern hayatın karmaşasından kendini kaybeden insana naif bir şekilde seslenen birbirinden güzel denemeler var. Kısa kısa denemeleri uc uca ekleyerek sanki akarsuların denizi bulması gibi. Bizim ruhumuza akıp gidiyor. Akarsunun uzunluğu önemli değildir taşıdığı malzeme öenmdir bilirsiniz. Bu küçük dokunuşları yazarımızın denemelerinde de görüyoruz derin derin çok derin derin.. Kelimeleri ruhumuza dokunuyor. Adeta hayat buluyor bazı şeyler.. Yazarımız Tarık Tufan ilksöz’üne; “Yakama yapışan cümleleri yazdım. Bir cümle insanın yakasına yapışır mı demeyin, yapışır.” diyerek başlıyor ve adeta kendi yakasına yapışan cümleleri hissettirmeden bizim yakamıza iliştiriyor. Yazarın kitapları adeta ilaç gibi.. Rahatlatıyor biz okuyucuları.. Ruhuma dokunan bir kaç cümle.. Keyifli okumalar dilerim sevgili kitap dostlarım.. "Dijital fotoğraf makinelerinin icat edilmediği yıllardan söz ediyorum. O vakitler objektifin önünde çok kıymetli insanlar yoksa, çok önemli anlar yoksa düğmesine basılmazdı. Fotoğraf çekmenin değerli olduğu zamanlardı.." "Siz sanırsınız ki, o eski dostlar bıraktığınız yerde aynı mekanik döngüyü sürdürürler. Öyle değil.  Dostlar da kurmalı saatler gibidir ; onların da kalplerine dokunmalısınız.  Teknoloji kola takıldığı anda çalışan saatleri icat etse de, sahici hayat hala kurmalı saatlerde akıyor." " İnsan hayatın bir yerlerinde ölüyor aslında. Ruhuyla arasına yaşamak kadar uzun birmesafe giriyor.." " Çocuklar birbirini isimsiz de tanırlar. Çocuklar birbirlerini topa vurmalarından, saklambaçta gizlendikleri yerlerden, hızlı koşmalarından, misketlerinden, spor ayakkabılarından tanırlar." "Ezber cümlelerin, ezber duyguların içinde aktığını varsayarken, gerçekte sevgilinin kalbine dokunmak gerektiğini unutuyoruz." "Gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler..." "bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.." #kitaplar #kitapsever #edebiyat #roman #kitapsevgisi #kitapkokusu #instakitap #instabook #kitapkolik #kitaptavsiyesi #bookstagram #bookself #bookworm #bookish #booked #booking #bookpic #kitapkurdu #okudumbitti #mylibary #readingbooks #books kitapdostluğu #kitapyorum #kitapönerisi #kitap
  • "- Siz kitabı ne vakit bitireceksiniz?
    - Nasıl yazarım ben bu kitabı?.. diye cevap verdim. Mevcut olmayan bir adam için…"