• Sizce bir yazarın yazdığı kitaptaki karakterin konuşmaları orada gerçek birinin varlığına mı işarettir yoksa yazara mı?
    Neden bana salak saçma cevap yazıyorsunuz. Siz daha bu ikisini bile ayırt edemiyorsunuz ki.
  • Aristo’nun çözülemez problemlerinden biri olan, Kant’ın üzerine epeyce kafa yorduğu, Darwin’in insanlığın bir gizemi olarak gördüğü bir soru bu.

    Müziğin neden evrildiği ve nasıl bu kadar güç kazandığı büyük bir muamma.

    Sizce;
    “MÜZİK NEDEN BU KADAR GÜÇLÜ”
  • Yalnızlığı seviyorum ben...
    Çayımı ve sigaramı alıp terasa çıkarım kafa dinlemek için. Bir bakarım arkamdan bir ses "neden bensiz çıkıyorsun buraya?"
    Dönüp "Acaba senden uzaklaşmak için olabilir mi? "diyesim var ama diyemiyorum...
    Cok konuşan insanlar hep boş konuşur....
  • ''Bir seviyi anlamak bir hayatı harcamaktır,
    harcayacaksın.''
    ÖZDEMİR ASAF
    Yıl 1925,haziran ve gün ,belki de tarihin en güzel günü takvimin en güzel yaprağı. Günlerden 15 Haziran. Bir cevher dünyaya gözlerine açtı. Kim bilebilirdi ki onun bu denli önemli bir isim ,dev bir düşünür,yaşamlara dokunarak ,insanların hayatında iz bırakacağını.
    O bebek büyür ,yaş olur 16.. Yer ; İzmir Atatürk Lisesi. O kanı deli genç ,aşık olduğu kıza Nâzım Hikmet şiiri yazdığı için okuldan atılır. İki ay hapisin ardından ,özgürlüğe kavuşan ,özgürlük düşkünü bu delikanlı ,bu davanın peşinden giderek içindeki yazın savaşına yenik düşer ve başlar yazmaya.
    Merak edilen o isim ,biraz daha merak ediledursun,biz yaşamına devam edelim. Bir kopya verelim arada ,en azından delikanlı yerine ona daha çok yakışan bir sıfat olsun. Kaptan diyelim.. Onu lakabı ile çağırmaya özen gösterelim biz de.
    Kaptan,liseden atıldıktan ve okula geri döndükten 5 yıl sonra CHP'nin yapmış olduğu bir şiir yarışmasına katılır ve ikincilik elde eder. Şu satırlardan bakalım tahmin edebilecek misiniz Kaptan'ı ;
    ''nisan ayı içinde donanır dağlar
    donanır yeşilinden alından...''
    Hâlâ edemediniz mi yoksa? Size biraz daha yardım edeyim o vakit. Şair bir şiirinde öyle çok sevmiştir ki.. Şu sözleri damlatmıştır kaleminden kan yerine;
    ''Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum '' hâlâ mı cevabınız yok? Merak etmeyin şimdi bileceksiniz o kadar insanın hayatına dokunan,kalbine giren ve onların sevgisini kazanarak ,onlara sevmeyi öğreten Kaptan'ı. Hazır mısınız ? O halde sizden yüksek sesle duymak istiyorum bu ismi.
    ''çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili'' .
    Evet, o isim Attilâ İlhan.. İlk şiir kitabı , Duvar'a ismini veren Duvar şiirinde şöyle diyor;
    ''ben bir duvarım hiç güneş görmedim''. Ben de şairi tanıyana kadar böyleydim. Hani Turgut Uyar diyor ya;
    ''Başka hiçbir şey sızamazdı padişah karanlığıma
    Şimdi bir senin yanında iyi oluyorum
    Başka hiçbir yerde değil ...'' Ben, Kaptan'ın şiirlerini okuyunca kadar, padişah karanlığıma bir güneş doğacağını düşünmemiştim. Nasıl olur da bir insan diğerinin duvarlarını yıkabilirdi? Bunu düşündüm sürekli ve bu soruyu çözmemde bana yine Kaptan yardımcı oldu. Nasıl mı? İşte şöyle ;
    ''Böyle bir kız değildin sen eskiden
    Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken ''.. O an anladım ki ;
    ''Hayatında nelere sahip olduğun değil
    Kiminle olduğun önemli. '' Ben artık Kaptan ile yol alıyordum. Onun sanki bana bırakmış olduğu günlüklerdi bu şiirler. Hiç çocuğu olmamıştı ama sanki bu şiirleri günlük niyetine çocuklarına bırakmak için yazmıştı. Ben ki, onu her günüme taşırmış,geride bıraktığı günlüklerine sahip çıkmak için kendimi hırpalıyordum. Buna adı ile başladım. Nerede olursa olsun şairin adını Atilla yazan herkese ve her şeye tepkili oldum. Neden mi?
    ''Bak evladım iki 'T' ile yazılıyor ve 'a'nın üzerinde şapka var.'' Yıllar önce bir imza kuyruğunda adını bir türlü doğru yazamadığını söyleyen okuruna böyle bir cevap veriyor üstad. Aslında ısrarı idi bu. Çünkü o Türk diline çok önem veriyordu. Türkçeye olan bir sadakat ve bağlılık idi onunkisi. Eski eşi Biket İlhan bir röportajında Kaptan'dan şöyle bahsediyor;
    “Ben onunla Attilâ İlhan olduğu için değil ,Attilâ olduğu için beraber oldum. Bu çok farklı bir bakış açısıdır. Hatta ben onun ne denli önemli birisi olduğunu da zamanla yaşayarak, dışarıdan gördüklerimle öğrendim. Benim için hep çok değerlidir. Onun yanında büyüdüm. Yirmili yaşlarımda tanıştık. Kırk küsür yaşıma kadar da birlikte olduk. Çocuk sahibi olmayı arzu ettiğim için ayrılma kararı aldık ama dostluğumuz hep sürdü. Her zaman işbirliğimiz oldu. Birbirimizden hiç vaz geçmedik. Elbette ondan çok etkilendim. Attilâ İlhan çok özel biri, ama ben hep Attilâ’nın eşi olarak yaşadım. Attilâ İlhan’nın değil… O da bana öyle davrandı. Hep derdi ki; ‘bana Attilâ İlhan olduğum için gelmeyen tek kadın sensin.’ Bundan da çok mutlu olurdu. Kimse beni kızlık soyadımla kabullenemedi. Bu ad bana kaldı. Devam etti. O da soyadımı taşımandan onur duyarım dedi. Bu da güzel bir anıydı.” (Yeni Düzen Gazetesi)
    Biraz da şiirleri üzerine konuşalım. Herkesin dilinde dolanan ama şairini sorunca bilemedikleri , Üçüncü Şahsın Şiiri'nden başlayalım buna.
    Hani demiştim ,şair çok sevdi diye. Bakın sevgisini nasıl naif dile getiriyor;
    ''gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım''.. Bir sevdiği olduğu halde ona olan sevgisinden vazgeçmeyen ama üzülmesin diye, o kişiden uzaklaşmamak adına şair susmuş. Kim yapar ki bunu? Şair yine o sevdiği kadına sesleniyor;
    ''... ben sana göre değilim.
    Benim için kirletme aydınlığını,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim '' .. Seviyor ama ondan gitmesi için adeta yalvarıyor. Neden dersiniz? Sevilmeye mi değmez Kaptan? Hayır! Kaptan sevilmeye değer lâkin kendinde bulunan birtakım kötü özellikleri yüzünden kendisini seveni üzmemek adına ondan gitmesini istiyor. Fedakârlık .. Sevilmeye değer bir özellik değil mi sizce de? Kesinlikle değer!
    ''Hiç kimse misin bilmem ki nesin
    Uykumun arasında çağırdığım
    Çocukluk sesimle ağlayarak ''... Çocuk sevgisi kadar saf olan sevgisini kaybetmeyip hâlâ o masumiyette seven birisini düşünün. İşte tam olarak Kaptan'a çıktı yolunuz..
    ''kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
    çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı''.. Bile derken dahi düşündüğünü gizleyemiyor şair. Düşünüyorum seni ama kızarsın belki buna ,o yüzden seni düşündüğümü açıkça söyleyemiyorum ama bil ki yine seni düşünüyorum demeye çalışıyor sanki.
    Peki sadece şair midir bu eşsiz değer? Tabii ki hayır! Hani o Şoför Nebahat Ablanız var ya ,işte tam olarak Attilâ Beyefendi'nin kaleminden düşmüştür. Kartallar Yükseklerden Uçar,Yarın Artık Bugündür,Yıldızlar Gece Büyür... Daha niceleri..
    Takvimler 10 Ekim 2005'i gösteriyor ve şair bize sanki bugünü yıllar önce şu dizeler ile anlatmış;
    ''İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur...'' Kaptan için veda vakti gelmiştir. Akşamüstü sularında ansızın yorulan kalbi,Kaptan'ın saatini durdurmuş ve bize vedasını ,yağmurun ardında bıraktığı toprak kokusu ve ebemkuşağı gibi şiirlerini armağan ederek aramızdan almıştır.
    Saygı,sevgi,rahmet ve hasret ile Kaptan...
  • Yaşayan türk yazarlardan en sevdiğim yazardır, Hasan Ali Toptaş. Ilk defa bir kitabın yazarına bakmadan kitabını okumuştum. Bu kitap, yazarın "Ben Bir Gürgen Dalıyım" isimli kitabıydı.
    (Çocuk kitabı kategorisine girse de her yaştan insanın okuyabileceği bir kitap.)
    Kitabı okuduktan sonra yazarın hayatına baktım. Hasan Ali'nin fotoğrafını gördüğümde çok şaşırdım. Kafamda oluşmuş yazar tiplemesinin tam tersi bir suretle karşılaşınca dış görünümün ne kadar yanıltıcı olabileceğini bir kez daha anladım.
    Atay'ın deyişiyle 'biz iki ayaklılar' dış görünüme çok önem veriyoruz.
    Sanki yazarların belirli bir görünüm kalıbı varmış gibi :D
    Hayatıyla ilgili pek bir bilgi bulamadım. O zamanlar o kadar büyük bir merakım da yoktu ona karşı.
    Ben Bir Gürgen Dalıyım kitabından sonra, Sonsuzluğa Nokta kitabını okudum. Bu kitabıyla beraber Hasan Ali Toptaş hayranlığım başlamış oldu. Hayatı ile ilgili tekrar bir araştırma çabasına girdim fakat kişisel bilgiler pek bulamadım. 1958 yılında Denizli'nin Çal ilçesinde doğduğu bilgisine ulaşabildim sadece.
    Bir süre icra memurluğu yapıp, daha sonra bıraktığı da söyleniyor.
    Maalesef yazarın hiç bir imza gününe katılamadım. Zaten her yerde de imza günü vermiyor, kendisi.
    Bu aralıkta kitaplarını okumaya devam ettim. Her kitabı bende ayrı bir hayranlık dalgası oluşturdu.
    "Kuşlar Yasına Gider" dışında okumadığım kitabı kalmadı.
    Yeni bir kitap çıkarana kadar o kitabını okumayacağım. Bütün kitaplarını bitirmek beni çok üzer yoksa.

    Bir süre sonra tesadüfen yazarın web sitesini bulmuş oldum. Yaşayan bir yazar olduğu için konuşmamam olanaksızdı tabii.
    Iletişim bilgilerine ulaştıktan sonra en sonunda kendisine mail yazabildim. Bu benim için çok zor oldu. Çünkü çok beğendiğim bir yazar olduğu için eğer yazdığım mail'e cevap vermeseydi çok üzülürdüm. Cevap vereceğini biliyordum ama yine de endişe duyuyordum. Ve beklediğim gibi çok güzel bir üslubla bana cevap verdi.
    Kendisiyle sohbet etme olanağı edinmiş bulundum böylece. Ne kadar kibar bir insan olduğunu kendisiyle olan bu münasebetimden dolayı söyleyebilirim.
    Keşke Atay'da yaşasaydı. Onunla da yüzyüze görüşüp, sohbet etmeyi çok isterdim.

    Peki neden Hasan Ali Toptaş?
    'Zaman' üzerine çok düşündüğüm bir kavram oldu hep. Bununla ilgili edinebildiğim kadar kitap ve makale okudum. Bunların arasında beni şaşırtan bir yazıya/kitaba ulaşamadım. Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarına kadar.
    ( William Faulkner ve onun gibi bir kaç ismi tenzih ederek söylüyorum.)

    Kitaplarının geneli 'zaman' odak alınarak yazılmış. Bu kavramı yer yer felsefeyi kullanarak yazmış olması kitaplarının okunmasını zorlaştırıyor.
    Beynimin nefes aldığını hissediyordum kitaplarını okurken.
    Zaman ve mekandan kopuk olaylar- durumlar...
    Kitapları kitap gibi değil de bir anımızı hatırlar gibi yahut kendi hayal dünyamızda dolaşıyormuş gibi hissettiriyor. Son sayfaya gelince şaşırıp kalıyoruz.

    Kitaplarını okumak isteyenler varsa öncelikle zinde bir kafaya ihtiyacınızın olduğunu söylemek isterim.
    Kitaplarının isimleri de farklı bir yazarla tanışacağınızın en büyük belirtilerinden biri.
    》 Ölü Zaman Gezginleri
    》 Yoklar Fısıltısı
    》Bir Gülüşün Kimliği...
    Farklı değil mi sizce de ?

    "Gölgesizler" isimli şiirsel diyebileceğim kadar güzel olan kitabı en ünlü kitabıdır. Bu kitabının ingilizce çevirisi yapılmıştır.
    Sinema filmi de çekilmiştir. Kitabı okuduktan sonra filmini izlemenizi öneririm yoksa pek anlamlandıramayabilirsiniz.

    Hasan Ali ve kitaplarıyla ilgili yazacak çok şey var. Yazarken biraz fazla duygu yoğunluğu yaşadığım için bu beni yordu. Bu yüzden burada bırakıyorum.

    Bu yazıyı yazmamın sebeplerinden biri de; hiç bir kitabını okumadan yazarla ve kitaplarıyla ilgili saçma sapan yorumlar yapan kişiler içindir.
    Konuşmuş olmak için konuşmayı bırakın artık!
  • http://hizliresim.com/PD9vE9

    Gelini öpebilirsiniz." ne kadar güzel bir söz öyle değil mi? Bu görselde de gelini öpen bir damat görüyorsunuz.
    Peki damadımızın arkasındaki 4 erkek, sizce ne yapıyor?

    Gelini öpen damadımız, ne yazık ki felçli ve bacaklarını kullanamıyor.
    Arkadaki 4 erkek de çocukluk arkadaşları olan damadımızın gelini öpebilmesi için ayakta durabilmesine yardımcı oluyorlar.
    Bir düğün için yapılabilecek en samim, en içten en güzel iyilik değil mi?

    Dünyada bir insanın mutluluğuna sebep olmaktan daha güzel bir şey var mı acaba?
    Bütün dinlerde,bütün öğretilerde kutsanmadı mı iyilik?
    Neden iyilik denir mesela mutlu etmeye hiç düşündünüz mü?
    İyilik, iyi hissettirir de ondan.
    İyilik ; yapana da yapılana da hissettirir.
    Kaybedeni olmayan bir çabadır o.
    İyilik yapın.
    İyilik, sizi iyi hissettirir.
    İyi insan olmanızı da güçlendirir.
    Ne kadar güçlenirseniz, o kadar kötülerden ve kötülüklerden uzaklaşırsınız..

    Serhat Yabancı
    Yazar