Burak BAĞRIAÇIK, bir alıntı ekledi.
Dün 03:27 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Sır küpünün ağzı açılmayagörsün bir; taşmasını önlemenin mümkünü olmaz. Bunca zamandır bastıra bastıra doldurduğun, ağzına da koca kayaları getirip kapadığın küp bir sızıntı verdi mi ne küpde haır kalır ne de içindekinde.

Üçler Yediler Kırklar, Mustafa Necati Sepetçioğlu (Sayfa 177)Üçler Yediler Kırklar, Mustafa Necati Sepetçioğlu (Sayfa 177)

~ Kırgınlık~
Herkesin bir kırgınlığı vardır
Ben tam senin olduğun
Adını bilemediğim yerimden
İnca sızıntı halinde bir kırgınlığım var

#Kardelen Hayal

Sîdar Ronahî, bir alıntı ekledi.
06 May 20:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanoğlunun tarihteki ve kendi kanının gelgitlerindeki suçu, teknoloji tarafından, günden güne sızıntı yapan o hain ölüm tarafından daha da şiddetli bir hale getirilmiş.

Korkunun Felsefesi, Lars Svendsen (Sayfa 69 - Redingot)Korkunun Felsefesi, Lars Svendsen (Sayfa 69 - Redingot)
Sadık Cemre Kocak, Çanakkale Denizaltı Savaşı'ı inceledi.
04 May 12:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Otto Hersing. Almanlar için hatta Dünya Tarihi için (işi rakam ve sayılar olanlarla) oldukça önemli birisi. Bir denizaltı kullanıcısı, bir kumandan, o dönemi yaşayan en cesur korkaklardan. Nasıl korkmasın ki? Dost düşman fark etmez, o dönem, en karanlık dönem. İşte bu dönemde en büyük müttefikimiz Almanya’nın bir denizaltı kaptanı.
Bakalım mı ilk batırdığı kruvazöre: 5 Eylül 1914 günü 3.5 dakika içinde sulara gömülen gemi, İngiliz kruvazörü Pathfinder. Bu, bir denizaltından atılıp hedefini bulan ilk torpidoydu. Aynı zamanda tarihin de bir savaş gemisini yok eden ilk atışıydı. (Olduğu gibi kitaptan alıntıdır.)
U21 modeli denizaltısıyla dünyanın ilk denizaltı silahını kullanan, Triumph ve Majestic gemilerini batıran kişi o. Batırdığı sürülerce gemi ve kazanılacak bir savaş varken kızılların darbesiyle savaştan çekilen bir Almanya. Şaka yapmıyorum gerçekten de Almanların deniz gücü dünyanın en iyi. Her ne kadar Çanakkale’de bu ülkenin çocuklarına gösterilen İngiliz Donanmasını öven öğretmen kılıklılara sert bir yorum olacak olsa da.
https://i.hizliresim.com/W7JaAE.png
https://i.hizliresim.com/rOPpBz.png

Hersing, bizlere denizaltının tarihini veriyor. Nasıl kullanılacağını, parçalarını, dönemin şartlarını, derinliğini, mekanizmasını, yararlarını ve daha neler neler… Kolay değil 30 yaşında bu donanmaya girip 39 yaşında sağ olarak o savaştan çıkmak, hem de aynı gemiyle! Gerçekten hayran olunmaz mı? Ona değil, becerisine, aklına.
Anılarını anlattığı kısımda da bizleri gülümsetiyordu yazarımız. Motor yağının sızıntı yapması ve ellerinde kalmaması nedeniyle Akdeniz’de (sanırım öyleydi) Türk komutanlarından aldığı yardım ve dünya tarihine geçen bu denizaltının normal yağ yerine ‘Zeytinyağı’ ile bakımının yapılması. Başka var mı bilmem.
Kitabın sonunda da yazarımız anılarını geçirdiği denizaltısına karşı tüm iyi niyetlerini sunuyor. Baba oğul gibi olmuşlar desek yeridir. En azından hiç duymadığımız en büyük müttefikimiz Almanya'nın (o dönem için) neler yaptığının bir kısmını da olsa öğrenmiş olduk.
Hatta yazarımız o kadar içerlemiş ki o kısmı ekleyeceğim. Bunun dışında eklediğim hızlı resimlere bir göz atmanızı da tavsiye ederim. Denizaltının (ona göre evladının diyelim) yerini bile yazmıştı son sayfalarda:
54 Derece Enlem, 19 Dakika Kuzey,
3 Derece Boylam, 42 Dakika Batı.
Tatilimizin ilk gününde öncelikle hayırlı cumalar, sonra mutlu günler ve en son da iyi okumalar diliyorum..

selim koç, bir alıntı ekledi.
04 May 04:41

Onun için anlaşılmazdı bu, devam eden, devam edip duran bu
olağanüstü kaçış. Orman sonsuzca devam ediyordu. Sessizlik devam
ediyor, devam ediyordu. Kar durdu, ama soğuk devam ediyor
ve hatta, sanki siyah ağaçlardan çıkan buzlu bir sızıntı altlarında
donup pıhtılaşıyormuş gibi, artıyordu. Küçücük, gönülsüz bir
günışığı dalların çatısından süzülmeden önce saatler peşpeşe geçti,
günışığı köknarların kasvetli kütlelerini, birbirine dolaşmış ölü ve
canlı ağaçlan,- sık sık da, sanki ağaç onu mahsus yakalamış gibi,
dallarda tutulmuş bir kuşu açığa çıkarıyordu sadece. Kız ürperiyordu,
kendini, bir kurban olarak, ölü kuşla özdeşleştiriyordu.

Buz, Anna KavanBuz, Anna Kavan

Bir dev hizmet daha = ) Edebiyat-Kültür dergilere göz atıyorum.

Çıktığından bu yana düzenli olarak aksatmadan takip ettiğim 5 adet edebiyatımsı-kültür dergisi var. Bunların hakkında konuşmak istedim nedense. Yanına diğer dergilerden de bahsedeceğim. (Takibi bıraktığım) Kayıtlara bunlara da yorum yapmadık diye geçmesin.

***OT Dergi = Ot dergi, Hayvan ve Öküz dergilerinin mirasçısı mantığıyla hareket edip, kültür edebiyat dergisi formatını fanzinlerden alıp başka bir yere kadar taşıdı. Modern öykücülerimizin çoğunun 50.sayılara kadar yazdığı kadro yönetim baskısı sonucunda dağıldı. Seray Şahiner, Hakan Günday, Yekta Kopan, Tarık Tufan, Zülfü Livaneli gibi yazarlarını Tuhaf'a kaptıran dergi tirajlarda da liderliği Kafa dergisine kaptırdı. Yine de takibi bırakmadım, saygı esastır :)

*** KAFA Dergi = Akıllı bir strateji ile illustrasyonlara oynayarak kendine yer edinen dergi başından beri kadrosunu koruyarak liderliğe geçti (tiraj anlamında) Candaş Tolga ve arkadaşlarının (Zafer Algöz, Can Yılmaz, Cem Davran) önderliğinde, Emrah Serbes ve İlber Ortaylı kozlarının yanına, Aylin Balboa gibi genç yazarları, Enis Batur gibi düşünürleri kadroda tutarak, Sunay Akın'ı da sos olarak katıp önümüze sunuyor. Kadro dağılmazsa uzun süre de liderliği bırakmaz. Alper Canıgüz gibi yazarları olmasa ben de takibi bırakırım sanırım. Çok fazla tekrar eden yapısı var.

*** TUHAF Dergi = Ahmet Mümtaz'ın Hakan Günday'ı yanına alarak önderlik ettiği dergi 4-5 sayıda farkını ortaya koydu ve sadelikten yana sadece yazılara verdiği önemle ve kapak konularını diğer dergilere göre fazla işlemesiyle birlikte benim için favori dergi oldu. Ot'tan gelen kadroya Irmak Zileli, Ali Nesin, Etgar Keret'in eklenmesiyle, belki de piyasadaki en iyi yazar kadrosuna sahip. Takibi bırakamayacağım dergilerden biri.

*** TEZGAH Dergi = İlginç bir reklam çalışması ile kliplerle birlikte 2 sayıdır gündemde. Çok ilginç isimler var, başta mizahına çok güvendiğim Ozan Akyol, Cem İşçiler gibi yeni tanınan kişilere yer veren dergi, Sezgin Kaymaz'ı kadroda tutuyor. İlber Ortaylı'ya karşı Celal Şengör'le çalıştılar, bence takip edilmeli, Tuhaf gibi çıkış gösterebilir. Takip etmeye devam ediyorum.

*** BAVUL Dergi = Piyasanın en deli dergisi, hiç kimseye eyvallahı yok, tam sokak edebiyatı yapıyorlar, hataları çok oldu zamanında, editörleri incelemeden yazılar yanına koydu ama ben herkes gibi eleştirmeyeceğim, çünkü yaptıkları iş cesurca. İlginç olarak nitelendirebileceğimiz, Nejat İşler, İsmail Saymaz, Küçük İskender gibi farklı seslere sahip. Yayın hayatı bitene kadar takip edeceğim.

*** AKSİ Dergi = Birol Tezcan, Üstüngel Arı ve Onur Akyıl'ı görünce hemen aldım dergiyi fakat, müzik-edebiyat konseptini beceremediler. Ayrıca kurnazlıkla kapak sayfasına yazdıkları yazarların ufak röportajları olması beni irite etti, devam etmedim. Tutunabilmesi için farklı bir tarz denemeleri lazım. Takip etmiyorum.

*** PULBİBER Dergi = Kadın yazarların ele geçirdiği dergi, naif ve hoş bir tasarımla yayındaydı. Şu an faaliyette değiller, keşke daha uzun süreli olabilseydi. Buket Uzuner, Ayşen Gruda ve Mine Söğüt bonusları var. (Yayından kalktığı için takip edemiyorum)

*** KAFKAOKUR = Konsept olarak diğerlerinden çok farklı, kapak konularına değinmeleri, ünlü ve ünsüz yazarları bir arada tutmasıyla dikkat çekiyor, seven kitlesi çok bağlı dergiye ama üzülerek söylemek isterim ki dergi bomboş. Amatör yazarlar barındırıyor. Ece Temelkuran bile kurtaramıyor dergiyi. Yalnız kapakları müthiş gözüküyor. (Takibi bıraktım)

*** KARAKARGA Dergi = Yayın hayatının bitmesine en çok üzüldüğüm dergilerden biri, M.K.Perker'in harika çizgileri ile tam anlamıyla mizah-kültür dergisiydi. Çok uğraş verildiği açıktı. Mahir Ünsal Eriş, Bora Abdo, Murat Menteş, Aslı Erdoğan gibi yazarlarla olması gereken yerlere gelemedi maalesef. (Yayından kalktı)

*** PEYNİRALTI EDEBİYATI = Görsel şovlara gerek kalmadan harika bir edebiyat deneyimi sunuyordu. Şiirlere de ağırlık veren dergi, hem seçtiği kapak konuları ile hem de işleyişiyle piyasadaki en kaliteli işti. Öyle popüler olanları değil, tamamı ile kıyıda köşede kalan yazarlara yönelmişlerdi. İlk sayılarına ulaşamasam da elimdeki 25 sayı ile arşivimin en güzel yerinde. Boyutları da efsane güzel, tam çantaya atmalık.

- FİL = Güzel başlamıştı, olmadı,

- MASA = Kafkaokur sevenler bunu da seviyor, ben beğenemedim, ortakapak olayları güzel ama takip etmiyorum,

- 221B = Sadece polisiye tarzı, ben fazla bu tarzı sevmesem de dergi çok güzel, okunabilir,

- AYI = Çok farklıydı, yaratıcı gibiydi ama tutmadı, zaten ticari amaç güdülmedi fazla,

- YumuşahG = İsmi saçma, Met-Üst gibi bir adamın cesur girişimi elinde patladı daha iyi işler çıkabilirdi,

- Sabitfikir = Güzel dergi, dertleri belli en azından, özellikle orta kapak ve infografik kitap yönlendirmeleri çok başarılı. Idefix'in dergisi.

- Vapur = İyi reklam yaptı, kuşe kağıt kapak kullandı ama tutmaz.

- Arkakapak = Sitesini pek bir sevdiğim Babil'in dergisi, yine dertleri belli bir dergi, abone olunmasa da kitaplarla birlikte geldikçe okunur.

- Ayraç = Sızıntı gibi bir dergi, saçmalık. Her an Hüseyin Nihal Atsız, Fazıl Kısakürek çıkacakmış gibi hissediyorum. Kapalı güruh çok seviyor dergiyi. Kitapyurdu'nun dergisi bu da.

Votka ve Pera, bir alıntı ekledi.
31 Mar 22:07 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Konuşmak neden bu kadar tuaf?Duvardaki çatlak,musluktaki sızıntı gibi...İnsan bedeninin çatlağı da ağız olmalı,dışarı çok şey sızdırıyor...”

Kafka Okur Sayı 25, Kolektif (Sayfa 41)Kafka Okur Sayı 25, Kolektif (Sayfa 41)
Yelvenur Cici, bir alıntı ekledi.
26 Mar 20:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Tabula Rasa
Duvardaki çatlak, musluktaki sızıntı gibi... İnsan bedeninin çatlağı da ağız olmalı, dışarı çok şey sızdırıyor.

Kafka Okur Sayı 25, Kolektif (Sayfa 41 - Reyhan Özçelik)Kafka Okur Sayı 25, Kolektif (Sayfa 41 - Reyhan Özçelik)