O günden beri kendime kendimin en kral arkadaşı muamelesi yapıyorum anlayacağın.
Acıkınca canı ne isterse onu ısmarlıyorum, bunalınca çıkıp bir hava aldırıyorum, kafası bozuksa içmeye gidiyoruz beraber, ağlamaya başlarsa bir komiklik yapıp güldürüyorum filan.
Aşk meşk mevzularının bu denli karmaşık
olmasından acayip sıkıldım. Kültürüyle, sanatıyla, edebiyatıyla kolay olmayacağına öyle inandırılmışız ki, nerede bir sorun yumağıyla karşılaşsak onu aşk sanıyoruz. Zorluklar, mücadeleler, açmazlar, olmazlar, Leylalar, Mecnunlar, kavgalar, krizler derken saçma sapan döngülerin içine çekiliyoruz. Halbuki bir şey olacaksa kolayca olur, yağ gibi akar gider zaten. Aksini söyleyenlere inanma, düpedüz kandırılıyoruz Osman.
Kurt Vonnegut bu konuda da tabii ki nokta atışı bir şey söylüyor. lişkilerde ayarlanması gereken doğru mesafeyi öyle özetliyor: “Lütfen daha az sevgi ve biraz daha fazla saygı.” Sevginin ne olduğu herkes için bu kadar farklıyken, saygıdan daha tutunulur bir dal olduğunu hiç sanmıyorum, herkesi ömür boyu saygıya davet ediyorum Osman.
Bu satırları sana, yılın en uzun gecesini uzun uzun idrak ederken yazıyorum. Bundan öncekilerin hepsinde hep bir şey bekliyordum. Dünyanın en uzun bekleyişiyle lanetlenmiş biri gibi, yıllar ve yıllar ve yıllar boyu bekledim. Nihayetinde beklediğim şey gerçekleşmedi ve konu, bütün bunlar yaşanmamış gibi aceleyle kapandı.
Elime bir avuç toprak tutuşturdular, “Al bak, bu hayat” dediler, şaştım kaldım. Şaşkın şaşkın duruyorum.
Bir şeyi beklemezken ne yapılırmış tamamen unutmuşum, umarım bir vadede hatırlayıp kımıldayacağım Osman.