Biriyle konuştuğu zaman onu köşeye sıkıştıran konu buydu. Nereye kadar sorup, nerede durmalıydı? Merakın kabalığa dönüştüğü noktayı nasıl ayırt edecekti? Deneyimlerinin ona öğrettiği şey, emin olamadığı anlarda durması gerektiğiydi. Sormasının uygun olup olmadığına karar veremediğinde sormamalıydı. Ne cevap vermesi gerektiğini kestiremediğinde dinleyici rolüne sadık kalmalıydı. Bu ikisine dikkat ettiği müddetçe kaba bir insan olma ihtimalinden uzaklaşabilirdi.
Mutluluk o kadar da ulaşılmaz değil. Mutluluk denilen şey geçmişimizde ya da uzak geleceğimizde beklemiyor. Hemen gözlerimizin önüne duruyor. O günkü bira gibi, bugünün ayva çayı gibi.
Dışarıdan bakınca nazik davranan ancak içten içe karşısındakini kullanıp kendilerince fayda sağlamaya çalışan sayısız insan vardı. İkiyüzlü değillerse de kayıtsızlardı. Kayıtsızlığın içinde korku yatardı.