babamın ilk defa, kendi babasına hiç sarılmamış olmasının ne kadar aptalca olduğunu söylediğini duydum, onlara öğretilen buymuş, duygularını göstermemek, bize karşı da katı olmuş, bunu en sonunda hafifçe geveleyerek söyledi... Bu küçük bir pişmanlık beyanı gibi bir şeydi.
Yürüyebildiği kadar deniyoruz— belinden sarılma, yaslanma, yataktan güç alarak kalkma, ipince hale gelmiş bacaklarının üzerinde titrek bir şekilde durup atılan karınca adımları. Babam, devasa adımlar atarak yürüyen, ona yetişmek için kardeşimle arkasından koşmak zorunda kaldığımız adam.
Yavaş yavaş evde her şey sıradışı bir düzene ve kırılgan bir rutine bürünüyor. Sabah kalkıyorum ve hafif bir korkuyla babamın nefes alıp almadığını kontrol ediyorum. Gecenin nasıl geçtiğini
konuşuyoruz. Şanslı gecelerinde hareketsiz kalıp birkaç saat
uyuyabiliyor. Sonra birlikte tuvalete gidiyoruz. Hadi bakalım, şimdi hafifçe doğruluyoruz, dirseklerimize yaslanıyoruz, ben seni tutuyorum, şimdi değnek, eşiğe dikkat et...
Böylece sabah bakımının en zahmetli kısmı tamamlanmış oluyor. Şimdi su şişesini dolduralım. Sonra kahvaltı türünden bir şeyin hazırlanması ve en azından üç lokma yemesi için yalvarma
faslı.