"hepimizin işleri ters gidiyor ve üzgünüz. bazı şeylere sahibiz ama hep bir şeyler eksik. kimse istediği hiçbir şeye sahip olamaz. bir de herkes yalnız."
"bu dert onu ağır ağır kemiriyor, biliyorum. kendini tutmaya çalışıyor; avunmayı da, derdinin içine gömülmeyi de bilmiyor bu yüzden. arada bir düşünüyor derdini, onu şöyle bir yoklayıp geçiyor. özellikle insan içindeyken yapıyor bunu. çünkü başkaları onu avutuyor. öğüt verir gibi bu konudan ciddi bir biçimde söz açması acılarını biraz hafifletiyor. ama bir odada yalnız kalınca, düşüncelerini kovmak için homurdanıp durduğunu işitiyorum. yine de bütün gün suratı asıktır; hemen yorulup somurtur. elini boğazına götürerek, "düğümlenip kalıyor burada, geçmiyor," der. cimrice acı çekiyor. zevklerinde de böyle olmalı. bu yeknesak sıkıntıdan, şarkıyı keser kesmez başlayan bu homurdanmalardan sıyrılmayı, doğru dürüst bir acı çektikten sonra umutsuzluk içine gömülmeyi hiç istemez mi bu kadın? sanmam, elinden gelmez bu. kördüğüm olmuş artık."
"şimdi kimseyi düşünmüyorum, sözcükleri bulmak için bile çabalamıyorum. kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş bir şeyler akıyor içimde: dokunmuyorum, bırakıyorum gitsin. sözcüklere bağlanamadığım için düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. belirsiz ve hoş şekiller halinde ortaya çıkıyor, sonra kayboluyorlar, hemen unutuyorum onları."
"yanılmıyorsam, üst üste yığılan bu işaretler, hayatımın yeniden altüst olacağını gösteriyorsa doğrusu korkuyordum. korku, hayatımın serüvenli, dolgun ve değerli olmasından değil. ortaya çıkacak olandan, beni avcunun içine almasından, sürüklemesinden (kim bilir nereye?) korkuyorum. araştırmalarımı, kitaplarımı, her şeyi yarıda bırakıp çekip gitmem mi gerekecek yine? birkaç yıl sonra ezilmiş, umudu kırılmış biri olarak başka yıkıntılar içinde mi bulacağım kendimi? iş işten geçmeden anlamalıyım bunu."