Annemin Uyurgezer Geceleri, psikolojik yönü oldukça güçlü ve karakterlerin iç dünyasına yoğunlaşan etkileyici bir roman. Bir gece annesinin uyurgezer olduğuna şahit olan Şehnaz’ın zaten karmaşık ve sallantılı olan hayatı bu olayla birlikte daha da içinden çıkılmaz bir hâl alır. Şehnaz, “unutamama hastalığına” yakalanmış gibidir; yaşadığı hiçbir şeyi unutamaz ve geçmiş sürekli zihninde yaşamaya devam eder. Bu durum karakterin psikolojik derinliğini artırırken okuyucuya da yoğun bir iç sıkışmışlık hissi verir.
Romanda özellikle kadınların annelerinin kaderini tekrar etmesi düşüncesi dikkat çekmektedir. Şehnaz’ın annesi kendinden yaşça büyük biriyle evliyken, Şehnaz da babası yaşındaki evli bir adamla ilişki yaşamaktadır. Sevdiği kişi olan E.’ye karşı oldukça takıntılı bir aşk beslemesi, karakterin yalnızlığını ve duygusal bağımlılığını daha görünür hâle getirir. E. karakteri ise narsist yapısıyla romandaki psikolojik gerilimi güçlendiren önemli bir figürdür. Ancak Şehnaz karakteri zaman zaman beni çok öfkelendirdi. Sevdiği adam uğruna kendinden bu kadar vazgeçmesi, sürekli ödün vermesi ve kendi değerini geri plana atması bana oldukça yorucu geldi. Bir noktadan sonra Şehnaz’a “Kendini neden bu kadar yok sayıyorsun?” diye sormadan edemedim. Bu nedenle karakterin yaşadığı duygular gerçekçi olsa da, E.’ye duyduğu saplantılı aşk bana yer yer oldukça marazi ve insanı tüketen bir ilişki biçimi gibi göründü.
Roman; anne, anneanne ve torun üzerinden ilerleyen bir kadın hikâyesi sunarken yalnızlık, travmalar, aile ilişkileri ve geçmişin insan üzerindeki etkilerini başarılı bir şekilde işler. Ayrıca kitapta dönemin toplumsal yapısına değinen noktalar da bulunur ve bu durum romana ayrı bir derinlik katar.
Bu kitap, Ayfer Tunç’un okuduğum ilk kitabıydı ve büyük ihtimalle son