Sıla Delen

Firdevs seni Orhan affetmiş olabilir ama ben affetmiyorum!!
9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 11:51
Tarık Tufan’ın Aşıklara Yer Yok kitabını elime ilk aldığımda isminden dolayı beni etkileyeceğini hissetmiştim. Kitap boyunca da zihnimde hep aynı soru dolaştı durdu: “Bu dünyada gerçekten aşıklara yer yok mu?” Orhan’ın Firdevs’e duyduğu karşılıksız aşk bazen beni sinirlendirdi, bazen de içimi acıttı. Mektuplar, telefonlar, peşinden gitmeler… Firdevs ise umarsızca Fırat’a âşık. Öyle bir aşk ki bu, Orhan’ın ona hissettiklerini görmesine bile izin vermiyor. Bu yüzden Orhan’ı neredeyse tahammül edilmez bir yük gibi görüyor. Ama aslında ikisi de aynı çıkmazın içinde; biri Firdevs’e, diğeri Fırat’a tutunmuş halde kendi hayatlarını yavaş yavaş tüketiyorlar. İnsan sevdiği kişiye ulaşamayınca biraz kendi karanlığına düşüyor sanırım. (İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar yapabilir.) Sonra Saklıkuyu başlıyor… Ve kitap tam orada insanın içine yerleşiyor. “İnsan buraya kendi isteğiyle gelmez, burası insanı çağırır.” cümlesi kitabın ruhu gibiydi. Bimarhane Çıkmazı’nda yaşayan herkesin ayrı bir acısı var ama hepsinin yolu aynı yerde kesişiyor: kimsesizler mezarlığında. Hilmi Bey’in oğlunun orada yatması, Belma Hanım’ın eşinin intihar edip aynı mezarlığa gömülmesi, Defne’nin akıl hastanesine kapatılan babasının hikâyesi… Hepsi insanın içine ağır ağır çöküyor. Özellikle Defne’nin babasının yaşayıp yaşamadığının bile bir muamma olarak bırakılması çok etkileyiciydi. Sanki herkes biraz kaybolmuştu bu kitapta. Final ise gerçekten can yakıcıydı. Firdevs’in Orhan’a ulaşmaya çalışırken geçirdiği kazayı öğrendiğimde içime en çok oturan şey, onun aslında Orhan’a veda etmeye çalışıyor olabileceği düşüncesiydi. Kitap bunu açık açık söylemiyor belki ama ben Firdevs’in son anda Orhan’a ulaşmak istediğini hissettim. Belki de öyle olmasını istedim. Ardından gelen mektup ve Orhan’ın
Âşıklara Yer YokTarık Tufan · Doğan Kitap · 20234,575 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·440 syf.··
2026 4. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 12:14
Annemin Uyurgezer Geceleri, psikolojik yönü oldukça güçlü ve karakterlerin iç dünyasına yoğunlaşan etkileyici bir roman. Bir gece annesinin uyurgezer olduğuna şahit olan Şehnaz’ın zaten karmaşık ve sallantılı olan hayatı bu olayla birlikte daha da içinden çıkılmaz bir hâl alır. Şehnaz, “unutamama hastalığına” yakalanmış gibidir; yaşadığı hiçbir şeyi unutamaz ve geçmiş sürekli zihninde yaşamaya devam eder. Bu durum karakterin psikolojik derinliğini artırırken okuyucuya da yoğun bir iç sıkışmışlık hissi verir. Romanda özellikle kadınların annelerinin kaderini tekrar etmesi düşüncesi dikkat çekmektedir. Şehnaz’ın annesi kendinden yaşça büyük biriyle evliyken, Şehnaz da babası yaşındaki evli bir adamla ilişki yaşamaktadır. Sevdiği kişi olan E.’ye karşı oldukça takıntılı bir aşk beslemesi, karakterin yalnızlığını ve duygusal bağımlılığını daha görünür hâle getirir. E. karakteri ise narsist yapısıyla romandaki psikolojik gerilimi güçlendiren önemli bir figürdür. Ancak Şehnaz karakteri zaman zaman beni çok öfkelendirdi. Sevdiği adam uğruna kendinden bu kadar vazgeçmesi, sürekli ödün vermesi ve kendi değerini geri plana atması bana oldukça yorucu geldi. Bir noktadan sonra Şehnaz’a “Kendini neden bu kadar yok sayıyorsun?” diye sormadan edemedim. Bu nedenle karakterin yaşadığı duygular gerçekçi olsa da, E.’ye duyduğu saplantılı aşk bana yer yer oldukça marazi ve insanı tüketen bir ilişki biçimi gibi göründü. Roman; anne, anneanne ve torun üzerinden ilerleyen bir kadın hikâyesi sunarken yalnızlık, travmalar, aile ilişkileri ve geçmişin insan üzerindeki etkilerini başarılı bir şekilde işler. Ayrıca kitapta dönemin toplumsal yapısına değinen noktalar da bulunur ve bu durum romana ayrı bir derinlik katar. Bu kitap, Ayfer Tunç’un okuduğum ilk kitabıydı ve büyük ihtimalle son
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,2bin okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2024 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2024 22:40
Vladimir, benim hüzünlü kekim diyerek başlıyorum incelemeye… Üç arkadaşın bir parti sonrası ilk aşklarını anlatmasıyla başlıyor hikaye, diğer arkadaşların anlatmaya değer bir aşkı olmayınca sıra bizim Vladimir’e geliyor, keşke anlatmasaydın ve keşke ben bu hikayeyi okumasaydım dediğim bir sondu. Vladimirin yaşadığı o ilk heyecan, üzüntü, hayal kırıklığı ve her şeye rağmen sevmeye devam etmesi… İlk aşk böyle bir şey mi ? Sevgili okurlar ve ilk aşk hep yaralar mı? Başka bir evrende ilk aşkına kavuşman dileğiyle…
İlk AşkIvan Turgenyev · Can Yayınları · 20249,5bin okunma