"Kaç parmak var, Winston?"
"Dört! Kesin şunu, kesin! Nasıl yaparsınız? Dört! Dört!"
"Kaç parmak, Winston?"
"Beş! Beş! Beş!"
"Hayır, Winston, yararı yok. Yalan söylüyorsun. Hâlâ dört olduğunu düşünüyorsun. Söyle lütfen, kaç parmak var?
"Dört! Beş! Dört! Siz ne diyorsanız. Yeter ki kesin şunu, durdurun şu acıyı!"
"Bellekte. Güzel. Eh, biz Parti olarak tüm kayıtları da, tüm bellekleri de denetim altında tuttuğumuza göre, geçmişi de denetim altında tutuyoruz demektir, değil mi?"
Dilediğinizi yapın bana!" diye uludu. "Haftalardır aç bıraktınız zaten. Bitirin şu işi, bırakın öleyim. Vuracaksınız vurun. Asacaksanız asın. İsterseniz yirmi beş yıl verin. Başka kimi ele vermemi istiyorsanız söyleyin. Kim olduğunu söyleyin, yeter; istediğiniz her şeyi söylerim. Kim olduğu, ona ne yapacağınız umurumda değil. Benim bir karım, üç de çocuğum var. En büyüğü altı yaşında. Topunu getirip gözlerimin önünde gırtlaklarını kesin, gıkımı çıkarmam. Yeter ki 101 Numaralı Oda'ya götürmeyin beni!"