Yirmi bir yaş... Hani herkesin "en güzel çağın" dediği. Oysa içimde dinlenmeyle geçmeyen bir yorgunluk var ki, ne sabahlar silebiliyor ne geceler dindirebiliyor. Sanki dünya sırtıma çok erken çökmüş de, ben hâlâ gülümsemeye çalışıyorum. Gençliğin üzerime giydirmeye çalıştığı o parlak ceket bana hiç yakışmıyor; omuzları ağır, kolları dar, yakası boğucu. Sorumluluklar yaşımdan büyük, omzumdan da. İnsanlar 'olgun' diyorlar ama bu olgunluk, mutluluğun mezar taşı oluyor çoğu zaman. Geceleri içimi kemiren şeyler, sabahları yüzüme bir maske gibi yapışıyor. Umut etmeye çalışıyorum, evet. Ama bazen umut bile yoruyor insanı. Çünkü ummak da çaba ister.. Dışarıdan bakıldığında bir genç; ama içeride yorulmuş bir kız çocuğu.. Gözlerim yalnızca çıkış kapısını arıyor. Belki bir gün, o kapının ardında gerçekten nefes alabileceğim bir yerler bulabilirim.
Ama bugün...
Bugün sadece, yirmi bir yaşında ve yorgunum.