Aşk, dünya ve ahiret parıltılarını siler, çünkü kulluk dünyasında cennet ve cehennem diye kavramların hükmü vardır ama aşk dünyasında ne cennetin ne de cehennemin bir değeri vardır. Adem bunu bildiği için sekiz tane cenneti gidip bir buğday tanesine sattı.Bu durumu ona soran Rabbimiz:
"Ey Adem !Cennete girmenin değeri nedir?"sorusuna Adem:
"Ya Rab! Cehennem ateşinden korkan birisi için cennet bin cana bedeldir ama ya Rab! Senden korkan biri için, cennet bir buğday tanesi etmez." dememiş miydı? Hani bizim ölçülerimiz bunlardı, babamız durumu anlamış ve şeytanda olmayan o mükemmel aşkı idrak etmişti? Hani o ağır yükün altına hiçbir Mahlûkat girememişti?
Eğer birileri acıyı görmek isterse Mezopotamya ya gelip, sessiz duvarların dibindeki ova köylerindeki çaresizliğin, matem ile olan dansına şahit olmaları yeterliydi.