Uzanmış yatıyorum, hareketsiz; tek gördüğüm şey bir boşluk; tek beslendiğim şey bir boşluk; içinde hareket ettiğim tek şey bir boşluk.
Acı bile çekmiyorum.
Ne olacak? Gelecek ne getirecek? Bilmiyorum, hiçbir fikrim yok. Bir örümcek, sabit bir noktadan hedefinin içine doğru seğirtirken, önünde daimi bir boşluk görür, ayak basacak yer bulamadığı bir boşluk, ne kadar çırpınırsa çırpınsın. Ben de bu durumdayım; önümde daimi bir boşluk, beni ileriye doğru güdüleyen şey, arkamda yatan bir netice, bu hayat geriye dönük ve korkunç, tahammül edilir gibi değil.
Çocukluk günlerinin bütün renk harmanlarının sonu da böyle olmuyor mu ki? Yaşamın o günlerdeki parıltısı zamanla, fersiz gözlerimize fazla sert, fazla kaba gelmeye başlıyor!