Bu kitabı okumadan önce de bir "Vahşi" olma korkum vardı, üstüne bu kitap eklenince korkum daha da arttı.
İnsan kendini toplum içinde yalnız hissettikçe gerçekten uzaklara kaçmak istiyor. Bu yalnızlığın sebebi herhangi bir şey olabilir, görüş uyumsuzluğundan tutun dışlanmışlığa kadar, aykırılıktan tutun uyumlu davranmaktan yorulmuşluğa kadar her şey olabilir. Ve böyle zamanlarda insan gerçekten yalnız kaldığında aklına Tanrı geliyor. Yazarın Tanrı hakkında değindiği olguya ben de katılıyordum, yaygınca kabul edilen yaşlandıkça Tanrı'ya yaklaşma olgusuna. Fakat yazar kendi bakış açısıyla bana farklı bir görüş kazandırdı diyebilirim. Diğer yandan içimdeki Vahşi olma korkusu büyümekte, bazen kendimi ya en büyük kafir ya da en büyük inanan olarak ayrılan iki koca yolun arasında gidip geliyor gibi hissediyorum. Yolun bir ucundan Mustafa Mond, diğer ucunda Vahşi var sanırım. İkisi de bana sarılmayı bekliyor.
Diğer yandan beni en çok etkileyen cümle: "Hangisi daha onurludur usumuzca, acımasız kaderin sapan taşlarına ve oklarına katlanmak mı, yoksa silah kuşanıp karşı koyarak son vermek mi dert yağmuruna..." oldu. Hayatıma yön veren şeylerden biri olabilecek bir cümle.