Bu bir ekolojidir; her şey başka her şeyle derinden ilişkilidir. O yüzden hiçbir şeyi reddetme, çünkü reddettiğin anda kendi içindeki bir şeyi reddetiyorsun. Şu şakıyan kuşları reddettiğinde, senin içindeki bir şey reddedilmiş olur.
Bir bahar vakti bu oldu. Hava harikaydı ve bir bankta oturuyordum. Baharın, kuşların, havanın ve güneşin tadını çıkarıyordum. Kuşların ahenkli cıvıltılarını dinliyordum.
Bir yabancı da aynı bankta oturuyordu. Ona döndüm ve “Kuşların müziği harika değil mi?” dedim.
Adam dindar biri olmalı: Bir mantra söylüyordu. Rahatsız oldu. İşine karıştığımı düşünüyordu.
Kaşlarını çattı ve “O aptal kuşların kahrolası gürültüsünden söylediğin şeyi nasıl duyabilirim?” dedi. İnkar edersen, reddedersen; dikkatinin dağıldığını hissediyorsan, öfkeleniyorsan, kendi içinde bir şeyi reddediyorsun. Yalnızca herhangi bir dikkat dağınıklığı, öfke duygusu olmadan yeniden kuşları dinle; birden senin içindeki kuşun karşılık verdiğini göreceksin. O zaman o kuşlar yabancı, davetsiz misafirler olarak orada değildir. Birden bütün varoluş bir aile olur. Öyledir. Ben bütün varoluşun bir aile olduğunu anlamış bir insana dindar derim. Kiliseye gitmeye bilir, hiçbir tapınakta ibadet etmeyebilir, hiçbir camide veya grudwara da dua etmeyebilir. Bu önemli değil, bu hemen hemen ilgisiz. Bunları yapıyorsan, güzel, sorun yok. Fakat varoluşun organik birliğini anlayan kişi sürekli tapınaktadır, yüzü sürekli kutsal ve ilahi olana dönüktür.