Bazı kitaplar okunmaz, yaşanır.
“Huşu Ağacı” işte o kitaplardan biri.
Sadece satırlarla değil, suskunluklarla konuşan;
kalbi, zihni ve nefsi aynı anda terbiye etmeye çalışan bir iç yolculuk…
İnsan çoğu zaman huzuru dışarda, kalabalıklarda, başarıda veya onaylanmakta arar.
Ama bu kitap, huzurun sadece “huşu”da olduğunu,
ve huşunun ise yalnızca kalbi eğmekle mümkün olduğunu hatırlatıyor.
Yazar, neyi unuttuğumuzu hatırlatıyor aslında:
Çok şey biliyor ama az şey hissediyoruz.
Çok konuşuyor ama az dinliyoruz.
Dualarımızı sıralıyor ama yalvarmayı unutuyoruz.
Ve kitap boyunca anlıyoruz ki:
Huşu bir haldir, bilgi değil.
İnsan bilgiyi okuyarak, huşuyu yaşayarak öğrenir.
Huşu, namazın içinde ama namazın sınırlarını da aşıp
hayatın içine sızmalı:
Çocuklarımızla konuşurken, eşimiz,ailemizle tartışırken, yorgunken bile…
Bu kitabı bitiren bir kalbin artık “bitti” diyemeyeceği bir farkındalığı olur:
Çünkü “Huşu Ağacı” sadece okunup rafa kaldırılmaz.
O ağaç, kalbe dikilir.
Dualarla tohumlaşır.
Ve her secdeyle sulanır.